Filtresiz fotoğraf yüklemenin sırrı: yüz mezoterapisi

Pürüzsüz, sağlıklı, genç bir cilde sahip olmak, güzel görünmek kadar sağlıklı da olduğumuzu hissetmek, pek çoğumuzun kişisel gereksinimleri arasında yer alıyor. Aynada kendimizi iyi görmek kadar günlük hayatımızda en doğal halimizle bile güzel hissetmek, makyaj yapmadan ve birbirinden farklı onlarca filtre arasında vakit kaybetmeden bir anda çekilen bir fotoğraf çekiminde bile çaba sarf etmeden güzel çıkmayı kim istemez? Bu değişimi yaratan cilt bakım tedavilerinden biri ise, yüz mezoterapisi uygulamasıdır.

Peki bu işin sırrı hangi bakımda? Elbette ki sağlıklı beslenmemiz ve düzenli olarak cildimize bakmamız gerekiyor. Fakat yaşımızın ilerlemesiyle beraber cildimizde kırışıklık ve sarkmalar oluşmaya başladığı dönemlere geldiğimizde, ek birtakım bakım ve vitamin yüklemeleri, bizi radikal bir fark yaratacak şekilde toparlayıp eski sağlıklı görünümümüze döndürebiliyor. Derinin alt tabakasına ilaç enjekte etme yöntemine biz Mezoterapi diyoruz. Vücudumuzda her bölgeye, farklı ilaçlar ile uygulanabilecek mezoterapi, ‘Mezolift’ de dediğimiz yüz mezoterapisinde cildimizde nasıl bir fark yaratıyor, şöyle aktarabilirim:

Vitamin, mineral ve antioksidanlar cilde yükleniyor

Hepimizin bildiği gibi, yüz ve boyun derisinde yaşa, güneş ışınlarına, sigara dumanına ve yerçekimine bağlı olarak elastikiyet kaybı, bunun sonucunda da sarkma meydana gelir. Deri kırışıklığı ve sarkmalarında etkili olan bir yöntem olan mezoterapide ise intradermal olarak yani deri içine nüfuz edecek şekilde, ilaçlar, vitamin, mineral, antioksidan maddeler, amino asit ve hyaluronik asit karışımları enjekte edilir. Yüz mezoterapisinde ilaçlar küçük miktarlarda karıştırılarak cildin içine ve altına direk olarak çok küçük ve ince iğnelerle verildiği için cilt etkili maddelerden kısa sürede faydalanabilir. Amaç kollajen yapımını uyararak derinin daha sıkı hale gelmesini sağlamaktır. Tedavi yüz, dekolte ve el üzerine uygulanabilir.

yüz mezoterapisi

Peki neden hyaluronik asit cildimiz için bu kadar önemli?

Hyaluronik asit, tüm yaşayan organizmaların bağ dokusunda doğal olarak bulunan, bulunduğu dokuya esneklik ve sağlamlık veren, su tutma kapasitesine sahip temel bir maddedir. Vücudumuzda en çok deride (% 60), kas, göz ve eklemlerde bulunur. Genç yaşlarda cildin gergin ve eklemlerin hareketliliğini, dokuların nemli ve canlı kalmasını sağlar. Deri altında doğal olarak bulunan bu madde yaşla birlikte azalır; 50’li yaşlarda yarıya düşer. Sonuçta deri önemli bir desteğini kaybeder; deri yaşlanması ortaya çıkar. Enjeksiyon yoluyla, dışarıdan takviye edildiği zaman, deri daha gergin, sıkı ve kırışıksız görünür.

Yorgun görünmeyen, taze ve aydınlık görünüm sağlıyor

Cildin elastikiyeti artıran ve kişiyi daha taze, dinlenmiş ve aydınlık bir görünüme kavuşturan Mezolift, kimler için uygun şöyle sıralayabilirim:

  • Donuk ve parlaklığını yitirmiş cilde sahip olanlar
  • Ciltte elastikiyet kaybı ve sarkma tedavisi
  • Cildin yaşlanmasını engellemek
  • Yüzün yorgun görünümünü gidermek
  • Sigara içenlerde cilt hasarını engellemek ve tedavi etmek
  • Yaz öncesi güneş ışınlarının zararlarına karşı önlem almak
  • Güneşten zarar görmüş ciltleri düzeltmek
  • Diğer leke tedavileriyle birlikte lekeleri hafifletmek veya gidermek
  • Diğer yöntemlerle birlikte sivilce izi, diğer yara ve yanık iz tedavisi
  • Diğer yöntemlerle birlikte cilt çatlak tedavisi

Başlangıçta 2-4 hafta aralıklarla uygulanır

Yüz mezoterapisinde (Mezolift) uygulama öncesi cilt temizlenir ve dezenfekte edilir. İşlemden yarım saat önce anestezik krem sürülebilir. Başlangıçta 2-4 hafta aralıklarla uygulanan tedavi kapsamında, ortalama 4-6 seans sonrası 3-6 ayda bir tekrar yapılabilir. Yüz mezoterapisi sonuçları ikinci seanstan sonra ortaya çıkmaya başlar. Tedavi bittikten sonra cilt yenileme etkisi devam eder.

Peki Mezoterapi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

CE sertifikasına sahip olması ve Class 3 enjeksiyon onaylı bir ürün uygulanmalıdır.

Sarkma çoksa başka yöntemlerle beraber de uygulanabiliyor

Hamilelere, emziren annelere, deride aktif enfeksiyonu olanlara ve uygulanan maddeye karşı alerjisi olanlara yapılmaz. Eğer aşırı derecede sarkmış cilt, derin izler ve lekeler söz konusuysa ilk ve tek tedavi seçeneği olamaz. Bu durumda mezoterapinin cildi yenileyen lazer, radyofrekans veya IPL ile birlikte uygulanması çok daha başarılı sonuçların alınmasını sağlamaktadır. Dolgu işlemlerinden önce veya sonra yüz mezoterapisi (Mezolift) yapılması ciltteki sarkmaların ciddi şekilde giderilmesini sağlar.

Öğle arasında yüz gençleştirmenin formülü: Clearlift Uygulaması

Dermatologlar olarak hastalarımızın cilt sağlığını yeniden kazandırma hedefiyle son zamanlarda farklı teknolojilerden ve cihazlardan yararlanarak özellikle ‘cilt yenileme’ alanında önemli bir yol katetmiş bulunuyoruz. Fraksiyonel karbon lazerden Altıniğne’ye (Scarlet) kadar uyguladığımız pek çok lazer teknolojisi, bugün cilde kontrollü hasar vererek kolajen üretimini tetikliyor ve kişiye özel belirlediğimiz seans aralıklarıyla çok etkin sonuçlar alabilmemiz mümkün oluyor. Ortalama 1 haftalık iyileşme süreleri bulunan bu tür lazer tedavileri, derin sivilce izlerinde, cildin yenilenmesinde, lekelerde ve cildin kendini yenileme mekanizmasını harekete geçirmede kuşkusuz çok etkili. Bunların yanında bazı gençleştirme teknolojileri de var ki, bunların başında ağrısız, acısız ve öğle tatili gibi çok kısa bir sürede tamamlanabilen Clearlift Lazer’i gösterebiliriz. Bu yöntem, nasıl bir etki sağlıyor şöyle aktarabilirim…

 

‘Öğle tatilinde, ağrısız acısız yüz gençleştirme tekniği’ olarak da nitelendirilen ClearLift Lazer, ameliyatsız yüz gençleştirmede kullanılan bir lazer teknolojisidir. Alışılagelmiş deri tedavi ve yapılandırma uygulamalarına ve acı veren yüz germe işlemlerine alternatif olarak; zarar görmüş, tahriş olmuş deriyi yenileme yöntemidir.

clearlift

Clearlift hangi durumlarda uygulanabilir?

Ciltteki çizgi ve kırışıklıklar, ince kılcal damarlar ve kızarıklıklar ClearLift ile yok edilebilir.

  •  Ayrıca göz çevresindeki derinin gerilmesine, boyun bölgesi ve göğüsteki kırışıklıkların kaybolmasında etkilidir.
  • Tedavi sonrasında sarkıklık ya da gevşekliği sıkılaştırır, ince çizgiler ve kırışıklıkları hafifletir.
  • Botoks ve dolgu ihtiyacı azalır.
  • Göz çevresindeki koyu renk görünümü hafifler.
  • Yaş itibarıyla oluşan görünümü tersine çevirir ancak, yaşlanma sürecini durdurmaz. Bu nedenle cildinize yaptığınız yatırım sürekli olmalıdır.

 

Mikroskobik deliklerle derinin 3 mm altına ısı veriliyor.

 

Derinin alt dokularında gerçekleşen ClearLift Lazer, ciltte yüzeyindeki epidermise zarar vermeden işlem yapılan bölgede binlerce gözle görülemeyecek kadar minik, mikroskobik delikler açarak kontrollü bir onarım ve kolajen üretimi sağlar. Derinin 3 mm altına kadar ısı verdiği için uygulamadan önce bölgeyi uyuşturmak gerekmez ve cildin onarımı üst yüzeye zarar vermeden gerçekleşir.

 

Uygulama 20 dakika sürüyor, anestesiye gerek kalmıyor.

Yüz, boyun, dekolte ve el üzerine uygulama yapılabilen ClearLift’te 4 seans sonrası özellikle boyun bölgesini sıkılaştırmada çok etkileyici sonuçlar görülür. Seans aralıklarının ortalama 2-3 hafta olması önerilmektedir. Uygulamalar yaklaşık 20 dakika sürer. Uygulama sırasında sadece sıcaklık hissi algılanır. Tedavi çok hızlıdır ve hemen normal yaşantınıza dönebilirsiniz. Uygulamadan önce bir ön hazırlığa ya da anesteziye gerek yoktur.

cilt kırışıklıkları

Kış mevsiminde cildi yenileyen A Vitamini mucizesi

Cilt sağlığımızda doğru bir temizliğin, iyi nemlendirmenin, düzenli bakım kürlerinin ve sağlıklı beslenmenin etkisi çok önemli bir yer tutar. Özellikle içinde bulunduğumuz kış ayları ise, cildimiz ve vücudumuzda A, D, E ve C vitaminlerinin eksilmelerin baş göstermesi nedeniyle, biraz daha özen göstermemiz gereken bir döneme işaret ediyor. Özellikle A Vitamini cildi sağlıklı tutan ve yaşlanmayı önleyici etkisi bilinen en önemli moleküllerin başında geliyor.

Kışın yaşanan bu vitamin kaybının yanı sıra ani ısı değişimleri ve soğuk, kuşkusuz cildimizin yapısını daha kolay kuruyan, hassaslaşan, hatta nem tutma özelliğinin bozulmasından dolayı pul pul dökülebilen bir hale dönüştürüyor. Peki hem mevsim şartları giderek sertleşirken hem de yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken kendimizi yenilemek adına, cildimize en doğru bakımı nasıl uygulayabiliriz?

Bu, biz dermatologların her mevsim geçişinde hastalarımızdan sıklıkla aldığımız bir sorudur. İster genç, ister olgun bir cilt yapısı olsun özellikle kış mevsiminde yüzleştiğimiz ve yukarıda değindiğim cilt sorunlarının çözümü ise ‘yenileyici’ birtakım bakımlarla mümkün. Düzenli olarak A vitaminini içeren bakım ve tedaviler uygulamak, bununla ilgili kontrollü bir tedaviyle uygun dozajları takip etmek, hastalarımıza çizgi, kırışık ve leke sorunları için de düzelme sonucunu veriyor. Biz de kliniğimizde A vitaminini ağırlıkla uyguladığımız ‘Environ Cilt Bakımı’ ile bu ihtiyacı karşılıyoruz. Bu bakımın detaylarını ve A vitaminin nasıl etki ettiğini şöyle aktarabilirim…

A Vitamini

Environ bakımında A vitamini dışında neler var?

Environ Cilt Bakımı’nda kullanılan ürünlerin aktif içerikleri, A, C ve E vitaminleri, antioksidanlar, peptidler, güneş koruması, alfa ve beta hidroksi asitleri, hyaluronik asit, büyüme faktörleri, pro-vitamin B5 ve vitamin B3’ten oluşuyor.

Tedavi kapsamında A vitamini antioksidan ve peptit gibi başka temel besinlerle birleştirilerek, uzun vadeli cilt geliştirmesi daha net olarak gözlemleniyor. Formulasyona baktığımızda tamamen güneş ve çevrenin etkileri ile cildin eksilen besinlerini yeniden cilde yüklemek amaçlanıyor. Aynı zamanda nemlendirmek için tasarlanmış olduğunu görüyoruz. Tedavi kapsamında kullandığımız ürünlerin bu içeriği, günümüzün sert çevresel koşullarından dolayı oluşan cilt sorunlarına karşı savaşma gücünü veriyor.

Kademeli A vitamini, reaksiyonları en aza indiriyor

A vitamininin ve diğer içeriklerin artan dozlar ile sunulması sonucunda cilt reaksiyonunun azalması, Environ Cilt Bakımı’nın en temel dinamiğini oluşturuyor. Bu nedenle Environ cilt bakım ürünleri sadece eğitim görmüş yetkili Environ cilt bakım uzmani tarafından kliniğimizde uygulanıyor.

Güneşin zararını ve yaşlanma etkilerini minimize ediyor

A vitamini eksikliğinin bir başka yönü de derideki değişikliklerdir. Bunların arasında pigmentasyon düzensizlikleri, kırışıklık, elastikiyet kaybı, deri incelmesi ve cilt kanseri vardır. A vitaminin bu sorunları ortadan kaldıran yararlarını ise şöyle özetleyebiliriz:

  • Cildin doğal nemlendirme faktorünü devreye sokar. Cildin canlı ve diri görünmesini sağlar.
  • Cildin dış tabakasını kuvvetlenlendirir.
  • Derinin sağlıklı görünmesini sağlayan doğal protein üretimini simule eder.
  • Derinin bağışıklık sistemine destek verir.
  • Potansiyel deri kanseri oluşumunun azalmasına yardımcı olur.
  • Komedon oluşumunu engeller ve cildin yağ dengesini sağlar.
  • Gençleştirici, leke giderici ve kırışık oluşumunu önleyici etkiye sahiptir.

Angelia Jolie’den Uma Thurman’a dünyaca ünlü aktristlerin tercihi

Cilt bakımında A vitamini formülasyonunun sunulmasına 1980’lerde öncülük etmiş olan kişi ise dünyadaki ilk 5 plastik cerrrahi uzman arasında gösterilen Dr. Des Fernandes… Onun öncülük ettiği Environ bakımının bugün 70 ülkede, Angelia Jolie’den Siena Miller’a, Uma Thurman’dan Kate Winslet’a kadar pek çok ünlü aktristin de düzenli yaptırdığı belirtiliyor

Ödüllü ve ameliyatsız vücut şekillendirme Onda ile 10 dakikada mümkün!

Bölgesel incelmeyi sağlamak, selülit ve cilt sarkmalarının önüne geçmek, ameliyat olmadan, üstelik sadece 10 dakikalık seanslarla mümkün olabilir mi? Dünyadaki araştırma ve uygulamalar, 2018 yılında ‘en yenilikçi estetik cihaz ödülü’ne sahip olan Onda Soğuk Dalga Terapisi’nin (Coolwaves) bunu mümkün kıldığını bize gösteriyor.

Vücutta meydana gelen gevşemeyi, sarkmayı önlemek için sıkılaşmak, özellikle kadınların güzel kalmak için yıllardır sürdürdüğü en temel mücadeleler arasında. Sağlıklı beslenmeyi ve sporu hayatımıza dahil etsek bile, kimi zaman genetik faktörler, kimi zaman da halen içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde olduğu gibi daha az aktiviteyle geçirdiğimiz durağan dönemler nedeniyle zaman içinde vücudumuzda istemediğimiz görünümlere sahip olabiliyoruz. Bu noktada tıbbın ve teknolojinin imkanlarından yararlanmak ise, tüm bu sorunlara tek bir seferde cevap verebilmenin en sağlıklı ve kolay yolu olarak dikkati çekiyor.

Elektro manyetik dalgaları kullanan dünyadaki ilk ve tek ameliyatsız vücut şekillendirme sistemi olan Onda’nın nasıl çalıştığını ise şöyle aktarabilirim:

En büyük farkı, yağ hücrelerini direkt olarak hedef almasında

Tıpta birçok alanda kullanılan mikrodalga enerjisinin ilk kez estetik amaçlarla Onda cihazı ile kullanıldığını ve bunun her şeyden önce bir tıp teknolojisi olduğunu belirtmemizde fayda var.

Onda, yüksek frekanstaki elektromanyetik dalgaları kullanıp ilk uygulamadan itibaren yağ hücrelerini tahrip ederek, onları güvenli ve ameliyatsız olarak küçültebilen tek sistem. Vücudumuz için belirli görevleri olan ve bir organ sayılan yağ hücrelerini yok etmek, olası istenmeyen riskler oluşturabilirken; Onda’nın etki mekanizması ise hücreleri yok etmek yerine, bu hücreleri eski hallerine döndürmek esasına dayanıyor. Bu teknoloji ile çalışan tek cihaz olan Onda’nın böylece en büyük farkı, sadece yağ hücrelerini hedef alması, güvenli, etkili ve cerrahi işlem gerektirmeyecek biçimde etki göstermesi…

Selülit ve sıkılaşma aynı anda gerçekleşiyor

Tüm vücut tipleri ve tüm cinsiyetler için uygun olan Onda sistemi ile yağ hücreleri küçülürken, selülit ve sıkılaşmanın da aynı anda gerçekleşmesi mümkün hale geliyor. Örneğin lokalize yağ tedavisi kapsamında deri altı yağ dokusunda hücre zarında hasar meydana geliyor. Bunun sonucunda hücrelerde sıvılaşarak akışkan hale gelen yağ, idrar yolu ile vücuttan atılıyor.

Selülit tedavisinde yağ globülleri arasında bulunan fibröz bantları hedef alarak portakal kabuğu görünümünü ortadan kaldırılıyor. Deri sıkılaştırmada ise deri altında yeni kolajen oluşumu tetikleniyor.

4.haftada asıl fark hissedilmeye başlıyor.

Tek seansta bile etkisi belli olmaya başlayan Onda’da aynı bölgeye ikinci kez tedavi minimum 4 hafta sonra uygulanabilir. 4. haftada ise asıl fark hissedilmeye başlar. Uygulamaya başlamadan kaç seans tedavi gerektiğini söylememiz mümkün olmamakla birlikte, kişinin yaşam şekli, aktivitesi, beslenme alışkanlığı sonuç üzerinde etki göstermektedir.

Onda nasıl 10 dakikada yüksek etki sağlayabiliyor?

Piyasadaki tüm cihazlar deriyi üstten ısıtarak sıcaklığı alt katmanlara iletir. Onda ise derindeki yağ hücrelerini direkt ısıtır. Uygulamada hedef nokta, sadece iki dakika içinde 50-55°C arası sıcaklığa ulaşmaktadır ve bu sayede derinin üst katmanlarında ciddi bir kayıp yaşamadan hedefe ulaştığı için seanslar 10 dakika gibi kısa süre alabilmektedir.

Özel başlıkları sayesinde acı ve ağrı hissedilmiyor.

Onda cihazında özel tasarlanmış ve temasla soğutan 2 ayrı patentli başlık mevcut. Bu başlıklar farklı derinlikler ve uygulamalarda kullanılmak üzere cihaz tarafından otomatik tavsiye edilmektedir. Patentli soğuk başlıkları sayesinde hedef noktayı 50-55 °C sıcaklığa ulaştırmasına rağmen ağrı yok denecek kadar azdır ve masaj hissi vermektedir. Özel bir teknoloji ile üretilmiş başlık içerisindeki soğutma sistemi sayesinde tedavi uygulanan kişi ağrı veya acı hissetmemektedir.

 

Özgüvensiz gülüşe Gummy Smile , diş sıkmaya Masseter ile son verin!

Nörolojik hastalıkların tedavisinde 35 yıl boyunca, cilt kırışıklıkları tedavisinde ise 25 yıl boyunca kullanılan ve bilinen herhangi bir yan etkisi olmayan bir ilaç olan ‘botoks’, bugün sadece kırışıklık problemlerinde değil, bazı kasların gücünü hekim uzmanlığında zayıflatarak kişilerin hem işlev hem estetik problemlerine çözümler sunuyor. Bugünlerde içinde olduğumuz Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’nda yeniden gündeme gelen; kişilerin ağız ve diş sağlığı problemlerini ilgilendiren, ayrıca konuya estetik bakımdan da katkıda bulunan 2 önemli tedavi ise, Gummy Smile Botoks ve Masseter Botoks…

Gummy Smile Botoks öncelikle diş etinin fazladan görünmesi probleminin, Masseter Botoks ise diş sıkma sorununun ve bu sorundan kaynaklanan kare görünümlü çene probleminin önüne geçiyor. Her iki tedaviye ilişkin temel detayları ise şöyle aktarabilirim…

 

lüş tasarımı ne demek?

Gummy Smile, kişinin konuşurken ya da gülerken diş etinin dudak çizgisiyle mesafesinin geniş olduğu, bu yüzden güldüğünde diş etinin normalden fazla görülmesi anlamına geliyor. Bu durumda uygulanacak ‘Gummy Smile Botoks’ tedavisinde, üst dudak ve diş arasında kalan dişetinin görünen kısmına ve yönüne göre enjeksiyon uygulanacak kaslar belirlenir ve bu bölgede belirlenen noktalara ince uçlu iğneler ile botoks yapılarak, mevcut diş eti seviyesinin görünürlüğüne müdahale edilir. Başka bir deyişle bu uygulamayla dudakları yukarıya doğru çeken kasların fonksiyonu zayıflatılarak daha az görünür dişetleri elde edilir.

Uygulama öncesinde, ilgili bölgeye anestezik krem sürüleceği için herhangi bir ağrı hissedilmez. İşlem süresi 5 dakika kadardır ve günlük yaşama hemen dönülebilmektedir. Bu uygulamada kontrol süresi 15 gündür. Botoks işleminin kalıcılığı 4-6 ay arasıdır. Etkinin devam etmesi için bu sürenin bitiminde tedaviyi tekrarlamanızı öneririz.

 

Neden mutlaka hekim uygulaması olmalı?

Botoks, 35 yıl boyunca nörolojik hastalıkların tedavisinde, 25 yıl boyunca da cilt kırışıklarının tedavisinde kullanılan ve bilinen herhangi bir yan etkisi olmayan bir ilaç. Gummy Smile tedavisinde uygulanan botoksun da bu anlamda bir yan etkisi bulunmuyor. Bununla birlikte ancak doğru noktalara tecrübeli bir hekim tarafından uygulanması durumunda çiğneme veya konuşma ile ilgili yüz kasları etkilenmeyecek ve bu kasların fonksiyonlarında bozulma olmayacaktır. Tüm botoks işlemlerinde olduğu gibi botoks ile diş eti gülüşü (Gummy Smile) tedavisi yapmaya tek yetkili kişi hekimdir. Hekim dışı uygulamalarda komplikasyon riskinin artacağını lütfen unutmayın.

 

Gummy Smile Botoks kimlere uygulanmaz?

Hamile ve emziren kadınlara, uygulanacak bölgelerde cilt enfeksiyonu olanlara, kanser hastalarına, kanama bozukluklarına ve kas hastalıklarına sahip olanlara, ileri psikiyatrik bozukluklarda, kan sulandırıcı kullanılması gereken durumlarda uygulanmamalıdır. Bunun dışındaki kadın ve erkek her diş eti gülüşü (Gummy Smile) şikayeti olan hastaya botoks ile tedavi işlemi uygulanabilir.

Öte yandan Gummy Smile, kas problemleri dışında diş, diş eti, kısa üst dudak yapısı ve iskelet problemlerinden kaynaklanabilir. Bu nedenle bazen çözümler dişeti kısaltma ve bazı çene ameliyatları ya da diş hekimliği uygulamalarında olabilir. Hekim olarak hastayı inceler ve ona göre uygun tedavi yöntemi konusunda onu yönlendiririz.

 

Diş sıkmaya son veren ve yüzü incelten tedavi: Masseter Botoks

Çenemizin iki yanında bulunan çiğneme kaslarını tıp literatüründe ‘Masseter’ olarak adlandırırız ve sert şeyler çiğnemenin veya özellikle geceleri görülen stres kaynaklı diş sıkma hareketinin bir sonucu olarak bu kasların büyümesi, kişinin yüz şeklini ovalden kareye çevirebilir.

Masseter Botoks ise çiğneme kasına enjekte edilir. Burada amaç kasın zayıflamasını ve küçülmesini sağlamaktır. Masseter kasının içine enjekte edilen botoks sayesinde, kas eskisi kadar güçlü kasılamayacağı için genişlemesi mümkün olmaz ve zamanla hacmi geriler. Sonuçta ise yuvarlak ve kare yüz şekilleri incelerek üçgen, oval ya da kalp şekline dönüştürülebilir. Böylece cerrahi müdahale olmadan, kolay ve ağrısız bir şekilde daha belirgin bir çene çizgisi elde etmek mümkün olabilir. Uygulama aynı zamanda, çene kaslarını rahatlatarak yüzdeki genel gerginliği de azaltır. Böylece hastalar, stres ve diş sıkma sorunu için de fayda sağlamış olur.

 

Kimler Masseter Botoksu yaptırabilir?

Masseter Botoks, çenesindeki genişlik kemik yapısından değil de, kas kütlesinden kaynaklanan kişiler için uygun bir tedavi yöntemidir. Yani önce hastanın problemini hekim olarak analiz etmemiz gerekir. Çene çizgisinin belirsiz olması, kilo verilse dahi yüzün fazla yuvarlak ya da kare görünmesinden rahatsız olan kişilere uygulanır. Ayrıca diş sıkma tedavisinde oldukça etkilidir.

Bruksizm de dediğimiz diş sıkma problemi, baş ağrısının yanı sıra, çene eklemi bölgesinde ve bu bölgedeki ilgili kaslarda ağrı yaratır. Tedavi edilmediğinde çene eklem rahatsızlığına kadar ilerleyebilir. Ayrıca, ilerleyen dönemde dişler zarar görebilir ve boyları kısalabilir. Bu durumda dikey boyut denilen çene ucu ve burun arasındaki mesafe azalır ve yüz görüntüsünde estetik sorunlar oluşabilir.

 

Masseter Botoks’ta istenen etki ne zaman görülmeye başlar?

Masseter Botoks tedavisinde önce cilde lokal anestezik krem uygulanır. Sonrasında muayene ile Masseter kası işaretlenir. Kasın gücüne ve hacmine göre doz ayarlaması yapıldıktan sonra kasa botoks enjeksiyonu uygulanır. Yaklaşık 10 dakika süren işlem sonrasında günlük yaşantınıza hemen devam edebilirsiniz. Masseter Botoks uygulamasında ağrı ve sızı oluşmaz. Hasta hemen günlük yaşama devam edebilir.

Yüzde ortaya çıkan incelme 7 gün sonra başlar ve 3 hafta içinde etkisi maksimuma çıkar. Uygulamanın sonuçları vücudunuzun botoksu metabolize etme hızına bağlı olarak değişmekle birlikte, genellikle 4 ile 6 ay kadar sürebilir. Botoksun kas üzerindeki etkisini korumak için, işlem 4 veya 6 ay arayla tekrarlandığında, ihtiyacın büyük ölçüde azaldığı gözlemlenmiştir. Ancak birçok işlemde olduğu gibi bilinçsiz tekrarlardan kaçınmak ve hastada problem tekrarlandığı ölçüde tedaviye devam etmek yerinde olacaktır.

 

Masseter Botoks’ta iyileşme süreci nasıl ve yan etkisi var mı?

Masseter Botoks işleminde uygulanan botoks, ana çiğneme kaslarına yapılmadığı ve çiğneme kaslarının tümünü etkilemediği için, kişiler tedavi sonrasında çiğnemede veya yemek yemede güçlük veya ağrı yaşamaz. Ancak, sakız çiğnemek, fazlaca çerez ve sert et ürünleri tüketmek gibi yoğun çiğneme hareketleri, çene kaslarını tıpkı çene sıkma sorununda olduğu gibi zorlayacağı için, botoks her ne kadar bu kasları hareketini sınırlayan bir çözüm olsa da kişi bilinçli olarak kasları çalıştırıp zorlamaya girmemelidir.

Uygulama sonrası özel bir iyileşme sürecine gerek kalmaz. Kişi normal yaşantısına devam edebilir. Koruma amaçlı olarak, ilk gün yüzünüze temastan kaçınmanız, enjeksiyon uygulanan bölgeleri ovuşturmamanız, her hangi bir madde sürmemeniz tavsiye edilir.

Masseter Botoks, deneyimli bir uzman tarafından, botoksun hücresel ve moleküler mekanizması bilinerek, doğru doz ve zamanlamayla, doğru noktalara uygulandığı takdirde kesinlikle güvenli bir işlemdir. Gummy Smile Botoks’ta olduğu gibi Masseter Botoks da deneyimli ve uzman kişiler tarafından uygulanmadığı takdirde, enjeksiyonun yanlış kasları etkilemesi nedeniyle, geçici süreyle gülüş asimetrisine yol açabilir. Bununla birlikte, hamileler, emziren anneler, aktif diş ve deri enfeksiyonu olanlar ve genel sağlık durumunda bozukluk olan kişiler için tavsiye edilmez.

 

Kadınlar yüzde V şeklini neden daha çok tercih ediyor?

İdeal çene şekli kadınlar ile erkekler arasında büyük oranda farklılık gösterir. Erkeklerde kare yüz şekli güçlü bir ifade sağlarken, kadınlarda ince yüz şekli daha yumuşak ve estetik bir görünüm sağlar. Özellikle yuvarlak ya da kare tipi yüze sahip olan kadınlar, daha yumuşak ve çekici bir görünüme sahip olmak için Masseter Botoks’a başvuruyorlar.

Merkezimizde Gummy Smile ve Masseter Botoks uygulamalarının ‘önce-sonra’ görüntülerine https://www.instagram.com/ahubirolinternational/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Diyabet farkındalık gününe özel diyabet hastalarının en önemli cilt problemleri ve tedavi rehberi!

Diyabet hastalarının en önemli cilt problemleri ve tedavi rehberi!

Dünyada her yıl 14 Kasım tarihi ‘Dünya Diyabet Farkındalık Günü’ olarak kutlanıyor. Diyabet, bir diğer adıyla şeker hastalığı, ülkemizde bugün tahmini olarak 11 milyon kişide görülürken ortalamada ise dünyadakinin 2 katı seviyesine ulaşmış durumda… Bu ciddi tablo, diyabete bağlı olarak gelişen hastalıklara ve en sık görülen ‘cilt problemlerine’ eğilmemizi gerekli kılıyor.

Diyabet hastalarında kan şekerindeki artışa bağlı olarak bağışıklık sisteminin bozulması, hastaların bünyelerindeki direnç eksikliğinin ve her türlü enfeksiyona açık hale gelmelerinin de esas nedeni… Buna bağlı olarak ‘yaralar, kaşıntılar, mantar enfeksiyonları ve vitiligo’ gibi cilt hastalıkları oluşurken, şeker hastalığından ileri gelen damar ve sinir tutulumu da özellikle ayaklarda çeşitli yara ve duyu kayıplarına yol açıyor. İşte tam bu noktada, diyabet hastalarının en çok karşılaştığı cilt rahatsızlıklarını ve bunların çözüm yollarını Doç. Dr. Ahu Birolp Kocaalp şöyle aktarıyor:

Mantar enfeksiyonlarında çözüm ‘hijyen ve hekim tedavisi’

Her türlü cilt hastalığının normal hastalara kıyasla daha şiddetli görüldüğü diyabetli hastaların ayaklarında, kulaklarında, kasıklarında, kıvrım bölgelerinde mantar enfeksiyonları çok sık gelişir. Bakteriyel enfeksiyonlar ve özellikle vücutta apse, çıban dediğimiz iltihaplar görülür. Tedaviyi ise şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Mantar enfeksiyonu eğer ayakta ise parmak aralarında kaşıntı, sulanma, yara, kızarıklık, tabanda kepeklenme, pullanma, soyulma; tırnaklarda kalınlaşma, sararma, tırnağın şeklinin bozulması ve tırnağın ayrılması gibi yakınmalara neden olur. Bu durumda tedavi, ağız yoluyla alınan ilaçlar ve cilt üzerine uygulanabilen kremlerin birbirini desteklemesiyle gerçekleşir.

 

  • Tedavide kişinin diğer hastalıkları da dikkate alınır. Örneğin hasta yaşlıysa ve aynı zamanda karaciğer ve/veya böbrek yetmezliği varsa hap kullanamaz, sadece kremle tedavi edilir. Eğer mantar kasık bölgesinde, koltuk ya da meme altındaysa, özellikle kızarıklık ve üzeri sulu yaralar şeklinde kendini gösterir. Bu durumda ise tedavi için sadece krem yeterli olabilir. Enfeksiyonu olan hasta, her durumda öncelikle hekim tedavisini almalı ve hijyene çok dikkat etmelidir.

 

  • Mantar hastalığı olan kişi, çorap, terlik, ayakkabı, havlu gibi kişisel eşyalarını asla bir başkasıyla paylaşmamalı, bir kez kullanıldıktan sonra yıkanmasına özen göstermeli. Ayrıca mantar nemli ortamlarda üreyeceğinden hasta duş aldıktan sonra banyo dezenfekte edilmelidir.

Peki kaşıntılardan kurtulmak mümkün mü?

Şeker hastalarında diğer kişilere kıyasla daha fazla olan kaşıntı, ağırlıkla saçlı deride gerçekleştiğinde rahatsız edicidir. Alerji tedavisinde kullanılan haplardan ve nemlendiricilerden faydalanılan kaşıntı tedavisi, kişinin yakınmalarına göre belirlenir ve genelde yüksek dozdan başlanılarak tedavi süresinde aşamalı olarak azaltılır.

Ayaklarda yaraları iyileştirmek için bu önlemleri alın!

Şeker hastalarında yaralar en fazla ayaklarda ve bacaklarda görülür. Bunun en büyük nedeni, duyu kaybına bağlı olarak sıcak ve soğuk hassasiyetinin ortadan kalkmış olması ve hastanın nasırları, travmaları, ayakkabı sıkmalarını ve kaşınmaları algılayamaz hale gelmesiyle yaraların oluşması ve artmasıdır. Burada hastalarımıza kendi kendilerini gözlemleyerek kişisel muayenelerini artırmalarını ve en küçük bir yara belirtisinde ihmal etmeden hekimlere danışmalarını önemle tavsiye ediyoruz. Bununla birlikte hijyen konusunda dikkat etmeleri gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Ayaklar her gün sabunlu ılık su ile yıkanmalı ve özellikle nemli bırakmamak için parmak araları çok iyi kurulanmalı ve buralara krem sürülmemeli. Bu noktada şayet bir yara başlangıcı varsa hastanın hekime zamanında başvurabilmesi adına bireysel kontrolü çok önemlidir. Hastalar ayak tabanlarını ve parmak aralarını mutlaka günlük olarak kontrol etmeliler. Eğer bunu kendileri yapamıyorsa bir yakınlarından yardım almalı veya ayna yardımı ile yara olup olmadığını izlemeliler.

 

  • Pamuklu çorap giyilmeli ve çoraplar her gün değiştirilmeli.

 

  • Tırnaklar çok yuvarlak ve derin olarak değil, küt olarak kesilmeli. Tırnak etleri koparılmamalı.

 

  • Ayakkabı seçimine dikkat edilmeli, derisi yumuşak, ayağın şeklini alabilen ayakkabılar tercih edilmeli. Özel yapım ayakkabılar veya özel tabanlıklar kullanılabilir.

 

  • Ayaklar yıkandıktan sonra ise ayak topuklarına ve taban kısmına yumuşatıcı bir kremle çatlak ve nasır oluşumunu önlemek için masaj yapılmalıdır.

Diyabette bağışıklığın azalması ‘vitiligo’ya neden olabilir

Diyabet hastalarında bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasına bağlı olarak ortaya çıkabilen ve ‘derinin beyazlaşması’ anlamına gelen vitiligoda vücut, deriye rengini veren pigment hücrelerini yabancı gibi algılayarak yok etmeye çalışır. Tedavide ise deriye kortizonlu krem uygulanır. En etkili tedavilerden biri ise güneş ışığıdır. Güneş ışığının olmadığı aylarda ise suni güneş ışığı ile deride koyulaşma sağlanır. Beyaz lekeler vücutta yaygınsa hastalar, suni güneşlenme kabinlerine sokulur, lokalse sadece o bölgelere excimer lazer cihazı ile tedavi uygulanabilir. Saçkıran, B12 eksikliği gibi sorunlar vitiligoya eşlik edebileceğinden, tedavide bunlara uygun çözümleri de ekleyebiliriz.

Sık sık tekrarlayan deri enfeksiyonlarınızı gözlemleyin

Diyabetin her zaman belirti veren bir hastalık olmadığını, gizli şekeriniz olabileceğini unutmayın. Ancak kendinizi sıklıkla muayene edip deri bulgularınıza dikkat ederseniz, bir hekimle görüşerek erkenden tespit etme imkanınız doğar. Özellikle sık tekrarlayan deri enfeksiyonlarınız varsa, apseler oluşuyorsa ve tedaviye direnç gösteren vakalar söz konusuysa diyabetten şüphelenilir. Yine diyabetten kaynaklanabilen özel yaralar da vardır. Bacakta böyle bir yara görüldüğünde mutlaka hastanın şeker düzeyine bakılmalıdır.

Covid 19 sürecinde cildimizle ilgili aklımıza takılan 5 soru!

Covid 19 kaynaklı ölüm vakalarının yeniden artış gösterdiği ve virüsle mücadelede yaklaşık 8 ayı geride bıraktığımız bu dönem, hem sağlığımız hem de sağlığımızın önemli bir yansıması olan cildimizle ilgili önemli tehditleri de beraberinde getiriyor. Sağlığımız için olmazsa olmaz olan maske kullanımı ve hijyen önlemleri, özellikle ellerimiz ve yüzümüzde geçmeyen döküntüler oluşmasına neden olurken; yavaş yavaş kış mevsimine girmekte olduğumuz bugünler, alacağımız yeni önlemlerle birlikte cilt sağlığı konusunda bir kez daha düşünmemiz gerektiğini gösteriyor.

Kış mevsiminde kapalı mekanlarda daha çok bulunuyor olmamız cilt sağlığımızla ilgili nelere dikkat etmemiz gerektiğini yeniden gündemimize getirdi. Vakaların artışıyla uzmanların çift maske takılmasını bile önermeye başlaması, cildimizle ilgili en çok aklımıza takılan 5 sorunun yanıtını ise Dermatolog Doç. Dr. Ahu Birol Kocaalp yanıtladı…

Tedaviyi akşam yapın, maskeden önce yoğun krem kullanmayın!

1- Maske kullanırken cilt tedavimiz ve bakımımız nasıl olmalı?

Maske kullanımından dolayı cildin kapalı kalmasına bağlı olarak özellikle ağız ve çene bölgesinde akne yatkınlığı olan kişilerde akne sorunları artmış durumda. Buna ek olarak ‘rozase’ dediğimiz kırmızılık ve iltihaplı noktalarla kendini gösteren bir hastalık da bu dönemde dikkati çekiyor. Maske ile cildimiz kapalı kaldığında terliyoruz, ağız ve çenemiz nemli kalıyor, bu da oradaki mikroplarda bir aktivasyona neden oluyor, iltihaplı deri hastalıkları tetikleniyor.

Bunun için bu rahatsızlıkların kötüleşmesini beklemeden bir dermatoloğa danışmak ve uygun görülen tedaviyi sadece akşamları uygulamak doğru olacaktır. Bununla birlikte sabahları maske takmadan önce yoğun ürünler kullanmak yerine, sadece cildi temizlemek ve güneş koruyucu sürüp çıkmak yeterlidir.

Kullandığımız maskelerin temizliğine, onları sık sık değiştirmeye veya maskeler tek kullanımlık değilse onları günlük olarak temizleyerek kullanmaya çok dikkat etmeliyiz. Maskeyi koluna geçirmenin, çenenin altında tutmanın, elle sürekli dokunmanın ve bir yere koyup sonra oradan alıp tekrar kullanmanın maskeyi başlı başına bir enfeksiyon kaynağı haline getirdiğini ise asla unutmayalım…

2- Covid 19’a karşı güçlenmek için kullandığımız hangi takviyeler cildimiz için de faydalı? Takviyeleri kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?

Bu dönemde bağışıklık fonksiyonunun gelişmesi ve sürdürülmesi için vücudun ihtiyaç duyduğu makro ve mikro besin ögelerinin yeterli miktarda karşılanması gerekmektedir.

A, C, D ve E gibi vitaminler ile çinko, bakır, selenyum ve demir gibi minerallerin sağlıklı bir immun (bağışıklık) yanıtımın sürdürülmesinde önemli olduğu bildirilmiştir. Yağda çözünen A, D, E, K gibi vitaminlerin fazlasının ise yararından çok zarar getirebileceğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

3- Covid 19 ile dijital ekranlar üzerinden daha çok iletişim kurmamız, gözlerimiz kadar cildimizi de ‘mavi ışığın zararları’ açısından tehdit ediyor. Bundan korunmak için neler yapabiliriz?

Akıllı telefonlar, tabletler, dijital ekranlar ve televizyon ekranları LED yapay ışık kaynaklarını kullanıyor. Mavi ışık, cilt yaşlanması, hücresel yenilenmeyi engelleme, ince çizgi ve koyu lekelerin çıkmasına sebep olabiliyor. Cildi mavi ışıktan korumak için titanyum dioksit ve çinko oksitten yapılmış ve UV ışınlarına karşı kapsamlı koruma sağlayan kremleri tavsiye ediyoruz, çünkü bu tür mineral koruyucular, ışığı yansıtarak cildimizin alabileceği zararı minimize ediyor.

Geçmeyen döküntüler var ise dikkat!

geçmeyen döküntüler

4- Covid 19’un cildimizdeki hangi belirtileri önlem almayı gerektirir?

Viral hastalıklarda yaşanan tüm ‘cilt döküntülerini’, bir tür viral hastalık olan Covid 19’da da görebiliyoruz. Covid’e özel bir döküntü türünü tespit etmek ise mümkün değil, burada çok çeşitli döküntü tipleriyle karşılaşılabiliyor. Covid 19, bazen deri döküntüsüyle başlayabiliyor, bazen de hastanedeki tedavi süresince veya yoğun bakımda bu döküntülere rastlanabiliyor.

Covid 19 bulgularında en sık karşılaşılan deri döküntüsü ise ‘makülopapüler döküntü’ dediğimiz ve en çok vücutta, üst gövde ve kollarda ortaya çıkan, kırmızı, küçük noktasal kabarıklıklar şeklinde gerçekleşiyor. Bunun ardından en sık karşılaşılan döküntü ise suçiçeği şeklinde, içi su dolu noktacıklar olarak karşımıza çıkıyor. Bir diğer döküntü şekli ise ürtiker dediğimiz ve halk arasında kurdeşen olarak adlandırılan bir cilt hastalığı. Bu da tüm dünyada en çok karşılaşılan üçüncü deri bulgusu olarak saptanıyor.

Bu rahatsızlıkların en önemli nedenlerinden biri Covid 19 ile virüsün damar içi pıhtılaşmaya neden olduğunun ortaya çıkması… Örneğin pıhtılaşma çok yoğunsa, daha çok yoğun bakımdaki hastaların ellerinde, parmak uçlarında nekroz dediğimiz kan akımının bozulduğu tablolar görülebiliyor. Covid 19 hastaları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre ise bu tür cilt döküntüsü bulguları ileri yaşta daha çok görülüyor. 65 yaş ve üzeri yaşlarda olan ve tansiyon ve şeker hastalığı gibi birden fazla rahatsızlığı bulunan hastalarda daha çok görülüyor. Burada tavsiye edebileceğim, eğer döküntüler günden güne kötüleşiyorsa mutlaka bir dermatoloğa danışılması…

İşte ellerimizi korumanın 6 püf noktası!

5- Ellerimizi bu dönemde yıpratmamak için nasıl koruyacağız?

1- Covid 19 sürecinde ellerimizi çok fazla yıkamamız ve temizlemek amacıyla kullandığımız alkollü dezenfektan ve kimyasallar, derimizi koruyan yağ tabakasını uzaklaştırıyor. Bu da kızarma, kuruma, çatlama ve hatta yaralara sebep oluyor. Egzama başladığında ise bu mantar enfeksiyonları gibi bakteriyel enfeksiyonlara bizi daha açık hale getiriyor. Bu noktada kimyasalların, dezenfektanların kullanımına dikkat etmek gerekiyor. Daha çok ellerin iç kısmına sürülmesi ve daha ince deriye sahip olan üst kısımlarına ise daha az kullanılması gerekiyor. Yani avuç içine 5 kere dezenfektan veya alkollü bir temizleyici uyguluyorsak, elimizin üst derisine 1 kere uygulamamız yeterli oluyor.

2-Temizlik açısından ise dezenfektan kullanmaktan çok ellerimizi yıkamaya yönelmek, yıkama imkanımızın olmadığı ortamlarda dezenfektana yönelmek daha doğrudur. Çok renkli ve kokulu sabunlar kimyasal içerebildiğinden, yıkamada su ve beyaz katı sabun, katı sabun yoksa beyaz sıvı sabunun kullanılmasını öneriyorum.

3- Ellerinizin üzerini bakteriyal enfeksiyon ve egzamadan korumak için en az 2-3 yıkamada bir vazelin gibi yoğun bir kremle mutlaka nemlendirin.

4- Eğer kumaş bir eldiveniniz varsa, kremin üzerine bu kumaş eldiveni giyip emilimini artırarak uyumak da onarıcıdır. Bunun gibi örnekleri çoğaltırsak, örneğin yine yoğun bir şekilde kremlemenin ardından streç filmle sarıp yarım saat veya 1 saat bekletmek, fayda sağlar. Streç film yerine içi pudralı olmayan ve parmak kısımları kesilmiş tek kullanımlık bir eldiven de tercih edilebilir.

5-Eğer elinizde çatlak varsa, çatlağın etrafına yoğun bir şekilde krem sürüp, çatlağın tam ortasına bir damla limon suyu damlatmak da iyileştirici bir yöntemdir. Limon suyu biraz yakar ancak çatlağı onarmanın en iyi yoludur. Burada dikkat etmek gereken en önemli nokta, eğer elde egzama varsa limonu her tarafa yaymamamız gerektiği.

6-Temizlik yaparken eldiven giymeyi atlamamak, çamaşır suyu ve diğer temizleyicilerle direkt temas etmemek önemli.

cilt yaşlanması

Boyun Rejuvenasyonu

Boyun Rejuvenasyonu , gelişen teknoloji ile birlikte yıllara meydan okumak mümkün olsa da; boyun ve ellerimiz yaşımızı ele verebiliyor. Yüzümüze gösterdiğimiz özeni genellikle boyun ve dekolte bölgesine göstermiyoruz.

Aslında yüzümüz icin yaptırdığımız uygulamaların tümü, kulladığımız kremler boynumuz için de uygulanabiliyor. Sırt üstü ve kabarık olmayan bir yastıkla yatmak boyun kırışıklığının oluşumunu azaltmada etkili oluyor. Otururken veya hareket halindeyken boynun dik tutulması gerekiyor. Elimizden düşürmediğimiz cep telefonu aslında boynumuzun en büyük düşmanı.

Boynumuz; göz kapağından sonra en ince deriye sahip olan bölgedir. Boyun derisinin iyilesmesi daha zor oldugu için kullanilacak cihazlarda daha düşük dozda enerji tercih etmek gerekli oluyor.

Daha saglikli görünen, daha sıkı bir boyun için neler yapabiliriz??

  1. Botulinum toksin uygulaması

Yüze uygulanan toksin tedavisi boyuna da uygulanabiliyor. Amac yatay boyun çizgilerini azaltmak, olusumunu engellemek. Boyundaki platysma kasına ait bantlarin icerisine 2 cm ara ile enjeksiyon yapılıyor.. Aynı işlemin 4-6 ayda bir tekrarlanması daha etkili sonuçlar alınmasını sağlıyor.

  1. Mezoterapi 

İçeriğinde hyaluronik asit, vitamin ve aminoasitlerin bulunduğu özel solusyonlar ince iğne ile deri içine uygulanıyor. Uygulanacak ürün kisinin deformitesinin yğgunluğuna gore seciliyor. Seans sayisi 15 gun ara ile 4-6 olabilir. Yılda en az bir kur seklinde uygulamakta fayda var. PR uygulaması, kişinin kendi kanından elde edilen plazmanın enjeksiyonu ile yapılıyor.. Uygulamanın genellikle ayda bir olmak üzere 3-4 seans yapılması yeterli görülüyor. Boyun ve dekolte bölgesine yapılan mezoterapi ve PR, cildin kırışıklıklarının azaltılması, nem kazandırma ve lifting (yüz ve boyun kaldırma) etkisi saglamakta.

  1. Dolgu uygulaması
    Yüzde ve boyunda yatay derin çizgilerin altına yapılan hyalüronik asit veya hyaluronik asit disi dolgu uygulaması ile uygulama yapılan bölgede dolgunluk sağlanıyor, cilt nemleniyor, sıkılaşıyor.

 

4.Lazer uygulaması 
Fraksiyonel lazer uygulaması ile boyun derisinde kontrollü hasar oluşturulur, iyilşirken de kollajen artıı sağlanır.. Meydana gelecek reaksiyon uygulama yapılan lazerin dalga boyuna, uygulanan doza baglı olarak değişiklik gösterir. İşlem öncesinde bunu belirtmek çok önemlidir. Bu 1 gün de olabilir, 10 gün de. Uygulama sıklığı da uygulanan dalga boyu ile alakalıdır. Hekim tarafından belirlenir. 15 gün ara ile uyguladıgımız tedavi olduğu gibi, 2 ayda bir uygulanabilecek lazer de mevcut.

 

 Sivilce izi , Yara izi , Çatlaklara Veda Ederken Dikkat Etmeniz Gerekenler

Her birimiz hangi yaşta olursak olalım; daha genç, daha canlı lekesiz bir cilt isteriz; değil mi? Herkesin şikayetçi olduğu sivilce izi , yara izi , çatlaklar çözümsüz değildir. İşte bu uğurda bilim insanlarının geliştirdiği 15 yıldır uygulanan teknolojinin adı, fraksiyonel lazer tedavisidir.

Fraksiyonel lazerler, cilt yenileme, iz tedavisi (akne izi, ameliyat izi), çatlak tedavisi, göz kapağında sarkmayı engelleme  amacı ile kullandığımız cihazlardır. Farklı dalga boylarında olabilir* Deri yüzeyine lazer atışı yapıldığında deri alt tabakasında kolonlar şeklinde hasar meydana gelir.

Arada sağlam doku bırakarak uygulama  gerçekleşir.

Bu sayede klasik karbondioksit lazer uygulamasına kıyasla iyileşme daha hızlı ve daha rahat gerçekleşmektedir.

Fakat bütün bu artı özelliğe rağmen, deride mutlaka bir reaksiyon gelişebilir.

İşlem öncesinde olası etkileri bilmek,, hastayı lekesiz bir cilde daha emin adımlarla götürür.

Fraksiyonel lazer tedavisini kimin uyguladığı kadar, hastanın da tedavi sonrası süreci, iyi yönetmesi bir o kadar kritiktir..

İşte sizleri fraksiyonel lazer tedavisi ile pürüssüz bir cilde adım adım götürecek,, o 8  kritik adım..

1-İşlem sonrasında mutlaka tedavi edilen bölgede kırmızılık, şişlik görülür.

Tedavinin 1. gününde  kızarıklık daha koyu renge dönüşür, kabuklanma oluşmaya başlar. Ödem hala devam etmektedir.

2-Tedavinin 2. Gününde kabuklanma daha belirgin hale gelir., Tedavinin 3. Gününde ödem nispeten azalmıştır, bazı bölgelerde kabuklar kalkmaya başlar.

3-Tam anlamı ile iyileşme kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu süre 5 ile 10 gün arasında değişir.

4-Tedaviyi etkileyen faktörlerin başında  kişinin deri rengi gelir. Koyu tenli kişilerde uygulama sonrasında kabuklanma çok daha belirgindir, önerilere mutlaka uyulması gerekir aksi taktirde işlem sonrası koyu renkli leke kalma riski yüksektir.

5-Yaş önemlidir. Daha ileri yaşlarda iyileşme daha uzun süre gerektirir.

6-Kullandığımız lazerin dalga boyu ne kadar yüksekse oluşacak reaksiyonun şiddeti de o derece fazla olmaktadır. Tabi ki etkinlik de artacaktır.

Hastamızın dikkat etmesi gereken nokta, önerilere mutlaka uymak olacaktır.

7-Ciltte uygulama yapılan bölgede  kontrollü bir hasar meydana gelir.

Dikkat! Bu nedenle tam iyileşme sağlanana kadar kesinlikle sıcak su ile yıkamamalı, akne tedavisi, içerisinde asit olan antiaging kremler KULLANILMAMALIDIR.

8-Seans aralıkları da bu noktada son derece kritiktir..

Uygulanan fraksiyonel lazer tedavisininin bir sonraski seansı 8-10 hafta sonra yapılmalıdır.

Her yaşın güzelliği ile sağlıklı günlere….

*(karbondioksit 10600 nm, erbium 2900 nm, erglass 1540 nm, thulium lazer 1927 nm).

Güneş yağları riski

Doç. Dr. Ahu Birol, yaptığı yazılı açıklamada, kıyafet ve şapkanın güneş ışınlarına karşı yüzde 25 oranında koruma sağlıyor dedi. Ayrıca, güneş yağları büyük risk içeriyor ve kremler kıyafetle korumadan daha etkili değil diye konuştu.

Yazın havanın bulutlu olduğu zamanlarda bile korumaya ara verilmemesi gerektiğini ifade eden Birol, vücuda temas eden güneş ışınlarının deri tarafından emildiğini belirtti. Güneş ışınlarının bir kısmının deriden yansıdığını, bir kısmının da parçalandığını açıkladı.

güneş yağları

Kum, beton, deniz ve karın, güneş ışınlarını yansıttığını, şemsiye altında durulsa bile yansıyan güneş ışınlarından etkilenildiğini anlatan Birol, havuç ve kakao yağının ise deriden emilen güneş ışığı miktarını artırarak,güneş yanığı riskini yükselttiğini, bu şekilde yağ sürüp ardından güneşlenen kişilerde ışık erupsiyonu (kaşıntılı, kırmızı döküntü) gelişme riskinin olduğunu vurguladı.

Birol, daha hızlı bronzlaşmak için yakıcı güneş yağları kullananların, ”doğal bitki özlerinden oluşuyor” düşüncesiyle havuç ve kakao yağı sürenlerin cilt sağlığının büyük tehlike altında olduğuna dikkati çekerek, ”Güneş yanıklardan cilt kanserine kadar pek çok probleme yol açan güneşin zararlı ışınları, bronzlaştırıcı yağlar ile birleşince kısa sürede etkisini gösteren ve kalıcı izler bırakabilen deri hasarlarına yol açıyor” uyarısında bulundu.

Doç.Dr. Ahu Birol güneş yanığının kızarıklık, su toplama, soyulma aşamalarından oluştuğunu, kızarıklık oluşmasının 3 güne kadar uzayabildiğini kaydetti. ”Şiddetli kaşıntı ve yanma yakınması vardır. Tedavide ıslak pansuman, aspirin, bazı nemlendiriciler, antibiyotik içeren kremler ve kaşıntıya yönelik bazı uygulamalar önerilmektedir. Şikayetin geçmesi 7 güne kadar uzayabilir. Güneş yanığı gelişen bölgenin çok iyi korunması gerekmektedir. İleriki dönemde bu bölgede deri kanseri gelişebilir” görüşlerini dile getirdi.

Doç.Dr. Ahu Birol, Tedavi amacı ile önerilen antibiyotikler ve doğum kontrol haplarının güneşe karşı hassasiyeti artırdığını, parfüm, kolonya ya da makyaj ürünü kullanarak güneşlenmenin de güneş lekelerine neden olabildiğini belirtti. Ayrıca, güneş koruma kremi ile bronzlaşmanın sadece güneş yanığı oluşması olasılığını azalttığını vurguladı.

Güneş yanığı sonucunda ortaya çıkacak deri yaşlanmasının, deri kanseri, güneş hasarı ve güneş lekelerini oluşma riskini ise artırdığını ifade eden Birol, güneş kremi kullanarak bronzlaşmamayı sağlamak gerektiğini kaydetti.

Birol, güneş kreminin koruyuculuğunun da cilt tipine göre değiştiğini dile getirdi. Bunun kişinin deri tipine, uygulanan miktara, sık yüzmeye, fazla terlemeye bağlı olarak değişiklik gösterdiğini anlattı.

Kaynak : http://www.haberturk.com/saglik/haber/754365-gunes-yaglarinda-buyuk-risk