Selülit tedavisinden nasıl hızlı sonuç alınabilir?

Selülit, biz kadınların özellikle kış mevsiminden çıkıp yaza hazırlandığımız bahar döneminde sıklıkla farkedip, kimi zaman diyet, kimi zaman da sporla üstesinden gelmeye çalıştığımız cilt sorunlarının başında gelir. Selüliti cilt yüzeyindeki çukurlu, portakal kabuğu benzeri görünümü yaratarak estetik görüntüyü bozmasından dolayı ilk etapta cilt problemi olarak tanımlasak da, aslında sorun daha çok kişilerin cildin alt katmanlarında yer alan yağ dokusuyla ilgilidir. Cildin epidermis ve dermis dediğimiz üst katmanlarının altında aşırı miktarda yağ hücresi depolandığında, cilt yüzeyindeki görüntü de değişmektedir. Peki cilt altındaki bu yağın dağılım şeklini neler belirler?

 

Selülitin olası nedenleri arasında hormonal değişiklikler, genetik faktörler, kilo alımı veya kilo kaybı, sağlıksız beslenme, çok fazla oturmak, hareketsiz yaşam tarzı veya sigara kullanımı bulunur. İçinde olduğumuz uzun pandemi sürecinde evde kaldığımız, hatta evden çalıştığımız zamanları hesaba kattığımızda, son zamanlarda kadınların selülit problemiyle biz dermatologların kapısını daha fazla çalmaya başladığına sıklıkla şahit olmaktayız.

 

Kilo alımı selüliti daha belirgin hale getirebilir, ancak bazı zayıf insanların da selüliti vardır. Sağlıklı bir diyet ve egzersiz programı uygulansa da, eğer kadınların vücudundaki yağın dağılım şekli müsaitse, selülite yatkınlık oluşabilir. Yaşla birlikte görülme sıklığı ise daha da artar. Çünkü yaş ilerledikçe cilt incelir, gevşer ve bu da riski artırır. Erkeklerde ise daha nadir olarak selülit görülebilir. Genellikle erkeklerde cilt altındaki yapıların farklı özellikler taşıması ve yağ dokusunun daha az olmasının riski düşürdüğünü söyleyebiliriz.

 

Egzersiz ve sıkılaştırıcı kremler işe yarayabilir mi?

 

Aktif bir yaşam tarzı ve sağlıklı beslenme ile sağlıklı vücut ağırlığını korumak selülit görünümünü minimuma indirmeye yardımcı olabilir. Uyluk ve göbek için kas güçlendirici egzersizler de selülitin göründüğü bölgeleri şekillendirmeye ve belirginliğini azaltmaya yardımcı olabilir.

 

Genellikle hızlı ve önemli kilo kaybının ardından ortaya çıkan gevşek cilt, selülit görünümünün daha belirgin hale gelmesiyle sonuçlanabilir. Bu sebeple yavaş yavaş ve cildin kilo kaybına göre esnemesini olanaklı kılacak bir zayıflama programı önerilir. Bunların yanında cildinize iyi bakmanız, selülit görünümünü azaltmaya yardımcı olur. Örneğin sigarayı bırakmak, cildin daha yumuşak, daha sıkı ve daha elastik kalmasına yardımcı olmak için güneş koruyucu ürünler veya sıkılaştırıcı içerikler ihtiva eden kremler kullanmak etkili olabilir. Çünkü sıkı bir cilt, selülit görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

 

Bu noktada sporu ve kremleri her ne kadar selülite gidermeye ‘yardımcı faktörler’ olarak nitelendirsek de bunların tek başlarına ‘yeterli olduklarını söyleyemeyiz’. Çünkü selülitli yapıyla mücadele, bu çözüm önerilerine ek olarak yağ hücrelerini yapılandırma tedavilerini gerekli kılar. Özellikle de yaş ile selülitleri oldukça çoğalmış olan ve daha kısa sürede sonuç almayı isteyen kadın hastalarımız açısından durum, daha nokta atışı ve sorunu temelden çözecek teknolojilere ihtiyacı beraberinde getirmektedir.

 

Liposuction’ın bazı durumlarda dezavantajlı olabileceğini unutmayın

 

Selülit tedavisi için bazı kişilerin liposuction yaptırmayı tercih ettiğini görüyoruz. Liposuction sırasında cilde açılan küçük bir kesikten cilt altına yerleştirilen ince bir tüp yardımıyla yağ hücreleri emilir. Ancak tek başına liposuction vücudu şekillendirse de selüliti gidermez ve portakal kabuğu görünümünü daha da kötüleştirebilir. Bunun yanı sıra güvenilir olmayan kişilerce, uygun dozaj aşılarak işlem uygulandığında ne yazık ki ölümle sonuçlanan vakalarla bile karşılaşılabilmektedir. Burada bir hekim olarak, vücudumuz için belirli görevleri olan ve bir organ sayılan yağ hücrelerini yok etmenin olası istenmeyen riskler oluşturabildiğini, bu nedenle yağ hücrelerini tahrip etmeden, onları güvenli ve ameliyatsız olarak küçültmenin en güvenli sistem olduğunu söyleyebilirim.

 

Dünyadaki araştırma ve uygulamalar, 2018 yılında ‘en yenilikçi estetik cihaz ödülü’ne sahip olan Onda Soğuk Dalga Terapisi’nin (Coolwaves) bunu mümkün kıldığını bize gösteriyor. Elektro manyetik dalgaları kullanan dünyadaki ilk ve tek ameliyatsız vücut şekillendirme sistemi olan Onda’nın nasıl çalıştığını ise şöyle aktarabilirim:

 

Onda teknolojisi ile yağ hücreleri eski hallerine dönüyor

 

Tıpta birçok alanda kullanılan mikrodalga enerjisinin ilk kez estetik amaçlarla Onda cihazı ile kullanıldığını ve bunun her şeyden önce bir tıp teknolojisi olduğunu belirtmemizde fayda var. Onda’nın etki mekanizması ise hücreleri yok etmek yerine, bu hücreleri eski hallerine döndürmek esasına dayanıyor. Bu teknoloji ile çalışan tek cihaz olan Onda’nın böylece en büyük farkı, sadece yağ hücrelerini hedef alması, güvenli, etkili ve cerrahi işlem gerektirmeyecek biçimde etki göstermesi…

 

Yağ sıvılaşarak idrar yoluyla vücuttan atılıyor

 

Tüm vücut tipleri ve tüm cinsiyetler için uygun olan Onda sistemi ile yağ hücreleri küçülürken, selülit ve sıkılaşmanın da aynı anda gerçekleşmesi mümkün hale geliyor. Örneğin lokalize yağ tedavisi kapsamında deri altı yağ dokusunda hücre zarında hasar meydana geliyor. Bunun sonucunda hücrelerde sıvılaşarak akışkan hale gelen yağ, idrar yolu ile vücuttan atılıyor. Selülit tedavisinde yağ globülleri arasında bulunan fibröz bantları hedef alarak portakal kabuğu görünümünü ortadan kaldırılıyor. Deri sıkılaştırmada ise deri altında yeni kolajen oluşumu tetikleniyor.

 

Tek seansta ve 10 dakikada yüksek etki sağlanabiliyor

 

Piyasadaki tüm cihazlar deriyi üstten ısıtarak sıcaklığı alt katmanlara iletirken, Onda ise derindeki yağ hücrelerini direkt ısıtır. Uygulamada hedef nokta, sadece iki dakika içinde 50-55°C arası sıcaklığa ulaşmaktadır ve bu sayede derinin üst katmanlarında ciddi bir kayıp yaşamadan hedefe ulaştığı için seanslar 10 dakika gibi kısa süre alabilmektedir. Onda cihazında özel tasarlanmış ve temasla soğutan 2 ayrı patentli başlık olması ise ağrıyı yok denecek kadar azaltmakta ve masaj hissi vermektedir.

 

Tek seansta bile etkisi belli olmaya başlayan Onda’da aynı bölgeye ikinci kez tedavi minimum 4 hafta sonra uyguluyoruz. Hastalarımız ise 4. haftada ise asıl farkı hissetmeye başlıyor. Uygulamaya başlamadan kaç seans tedavi gerektiğini söylememiz mümkün olmamakla birlikte, kişinin yaşam şekli, aktivitesi, beslenme alışkanlığı sonuç üzerinde etki göstermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir