Yüze dinamizm ve genç görünüm kazandıran ‘dudak dolgusu’

Kadınların son zamanlarda daha sık tercih etmeye başladığı dudak dolgusu uygulamasının dozunda uygulandığı kadar abartılı örnekleriyle günlük hayatımızda karşılaşmaktayız. Burada kişinin yüzü ve dudak yapısına uygun yapılmayan, uygun dozajlarda ve doğru malzeme kullanılmadan yapılan sağlıksız uygulamalar yerine ideal olanı, kişiyi dinamik ve güzel gösterirken aynı zamanda doğallığını bozmamaktır. Peki bu nasıl bir yöntemle olabilir ve dudak dolgusu neden son zamanlarda bu kadar popüler?

 

Dudak dolgusu, doğru uygulandığında hem dudağın şeklini düzeltirken hem de dolgun görünmesini sağlar. Bazı kişilerde özellikle üst dudaklar gerek yapısal olarak gerekse olası diş kayıplarından veya diş şekli bozukluğundan dolayı çok incedir. Buna dudakları zayıflatarak incelten yaşlanma faktörünü eklersek, dudak inceliği ‘yok denecek kadar’ diyebileceğimiz boyuta ulaşır.

Bununla birlikte dudak dolgusu elbette sadece yapısal sorunları yok etmez, dolgun dudaklar genç, daha sağlıklı ve diri bir görünüm sağlarken genel olarak yüzde de büyük bir değişim yaratır. Dudak dolgusu ile ağız çevresindeki ince ve derin çizgilerde açılarak bu bölgenin de önemli ölçüde gençleşmesi sağlanmış olur. Özellikle sigara içen kadınlarda sık görülen bu problem, uygulama ile ortadan kalkmaktadır.

Özetle ifade etmek gerekirse, en sık dudak dolgunlaştırmalarını, dudak şekillendirme, dudak kontürünün belirginleştirilmesi, dudak asimetrilerinin düzeltilmesi, dudak üzerindeki ince çizgilerinin giderilmesi, dudak kenarı sarkmalarının azaltılmasında ve gülerken diş etlerinin görünmesi durumlarında yapıyoruz. Dudak dolgusu bu noktada sadece dudağa dolgunluk, genç ve diri bir görünüm vermekle kalmıyor, aynı zamanda tüm yüze gençlik ve dinamizm kazandırıyor.

Uzman doktor yapmalı, kalınlaştırma ‘aşamalı’ olmalı

 

Dudak dolgusu işlemi deneyimli ellerde ve uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır. Merdivenaltı güzellik merkezlerinde, ehil olmayan kişilerce yapılan pek çok dolgu uygulamasının yüzde deformasyonlara neden olduğunu, hastanelerde ciddi tedavilerin ardından kimi zaman kalıcı hasarlara hatta ölümlere varan sonuçlara yol açtığını medyaya yansıyan haberlerden öğreniyoruz ve birer hekim olarak toplumda bu konuda var olan bilinçsizliğe karşı hastalarımızı düzenli olarak bilgilendirme yoluna gidiyoruz. Bu noktada altını çizmeliyim ki, dudak dolgusunda da ölçülü dozaj, uygulama şekli ve kullanılan dolgu malzemesinin ne olduğu çok önemlidir.

 

Çok ince dudaklı kişilerde dudakları birden kalınlaştırmak sorun yaratabileceğinden aralıklı uygulamalar ile birkaç seansta daha hacimli dudağa kavuşmak mümkün olmaktadır. Dudak dolgusu işleminden önce hasta beklentilerini anlamak amacıyla detaylı bir muayeneden geçirilir ve sayede burun ve dudaklar arasındaki mesafe, çene yapısı, gözlerin konumu, varsa asimetrileri değerlendirilerek hasta için ideal dudak şekli ve büyüklüğü belirlenir. Ardından ince uçlu iğnelerle veya bir kanül yardımı ile istenilen miktarda dolgu daha önce planlandığı ölçüde dudağa enjekte edilir.

 

Dolgu maddesi olan Hyaluronik asit alerjiye neden olmaz

 

Dudak dolgu uygulamasında en sık kullanılan ürün Hyaluronik asittir. Vücudumuzda doğal olarak var olan ve alerjiye neden olma olasılığı bulunmayan su tutma özelliği yüksek bir madde olduğundan, dolgu uygulaması sonrasında dudaklar daha nemli ve daha pembemsi görünür. Kalıcı dolgular ciltte geri dönüşü olmayan reaksiyonlara yol açtıkları için tercih edilen ve daha yumuşak olup dudağa zarar vermeyen Hyaluronik asit dolgusunun etkisi, maksimum 1 yıla kadar sürer. Uygulamadan sonra dudakların ve dudak çevresinin daha belirgin olmasını sağlayan hyalüronik asit, göz altı ışıltı dolgusu ve nem dolgusu gibi farklı dolgu çeşitlerinde de kullanılmaktadır.

 

‘Ördek dudak’ olmaması için doğru bölgeye uygulama şart

 

Dudak dolgusu, kişisel beklentiler değerlendirilerek estetik bir görünüm sağlamak üzere alt ve üst dudakta herhangi bir alana uygulama yapılabilir, başka bir deyişle dudak dolgusu herkeste standart bir yere yapılmaz. Bazen sadece dudağın kırmızı alanına, bazense sadece dudak konturu denilen dudakla derinin birleştiği alana çerçeve şeklinde yapılabilir. Üst dudağa olması gerekenden çok daha fazla ölçüde dolgu uygulaması yapıldığında ‘ördek dudak’ yani dudakların öne doğru uzaması şeklinde kötü bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Çok hassas olan bu dudak dolgusu uygulaması, işte bu gibi nedenlerle ancak deneyimli bir hekim tarafından yapıldığında iyi sonuçlar vermektedir.

 

Dudaklar genel yapısı itibarıyla çok sayıda sinir sonlanmalarının yoğun olduğu bir bölgedir. Bu sebeple dolgu işlemi yapılmadan önce bölgenin lokal olarak uyuşturulması dudak dolgusu işleminin daha konforlu olmasını sağlayacaktır. İyi bir lokal anestezik kullanılması ya da enjeksiyon ile lokal anestezik yapılması aynı zamanda işlemden bir süre önce ağızdan ağrı kesici alınması işlemin daha kolay yapılmasına imkan verir.

Dudak dolgusu işlemi sonrası nelere dikkat etmek gerekir?

 

Yaklaşık 30 dakika süren uygulamadan hemen sonra dudakların hacmi artar, dudak konturu ve köşeleri belirginleşir. Hasta, dolgu yaptırdıktan sonra hemen günlük hayatına dönebilir. Çok nadiren yapılan bölgede morarma ve şişlikler olabilir bu durum da çok kolaylıkla kontrol altına alınır. Kullandığımız dolgu maddesinin kıvamı çok sert olmadığı için bu bulgular birkaç gün içinde geçecektir. Dudak dolgu uygulaması sonrasında ilk 3 gün yoğun ödem meydana gelir. Bölgeye buz uygulaması ve morluk geçirici kremlerin uygulanmasıyla bu durum kısa sürede düzelir.

 

İşlem sonrasında en az 3 saat süre ile sıcak yemek ve içecekten uzak durmak, makyaj yapmamak gereklidir. 7 gün içerisinde ödem geriler ve işlem sonrası net görüntü yaklaşık 3 hafta sonra ortaya çıkar. Hyaluronik asit yaklaşık 12 ay sonra erimektedir. Etkisi geçtikten sonra tekrarlanabilir. Uygulama sayısında ise hiçbir kısıtlama yoktur. Hasta istediği sürece dudak dolgusunu süresi sonunda yenileyebilir.

Vitiligo tedavinizi yaz döneminde ertelemeyin!

Deride pigment kaybına bağlı olarak açık renkli alanların oluştuğu bir tür deri hastalığı olan ve istenmeyen bir görüntüye sebep olması nedeniyle hastalarımızı psikolojik yönden de olumsuz etkileyen vitiligo hastalığı, güneşin etkilerini daha çok gösterdiği yaz döneminde özellikle üzerinde durulması gereken bir konu… Lekelerin fark edildiği andan itibaren tedavi sürecine başlanması önem taşıyan bu deri rahatsızlığında yaz aylarında hastalıklı bölge koyulaşmadığı için, etraftaki sağlam deri koyulaştığından belirginlik artar. Bu da özellikle bu dönemde nasıl korunacağımızı bilmemiz açısından önem taşır. Tedavi sürecine geçmeden önce dilerseniz önce vitiligonun çıkış nedenlerine, hastalığın belirtilerine ve nasıl seyrettiğine değinelim…

Halk arasında ala veya alaca hastalığı olarak farklı şekillerde adlandırılabilen vitiligo, bugün yaklaşık olarak her 100 kişiden 1 veya 2’sinde gözlenir ve ailesinde vitiligo olan kişilerde bu hastalığın görülme riski 7-10 kat artar. Her yaşta görülebilse de büyük oranla 20 yaşından önce belirti vermeye başlayan vitiligo, insan vücudunda cildin kendine has rengini veren pigmentlerin üretiminden sorumlu olan melanosit adı verilen hücrelerin herhangi bir nedenle zarar görerek pigment üretimini olumsuz yönde etkilemesi nedeniyle oluşur. Pigment eksikliğine bağlı olarak deri yüzeyinde çeşitli boyutlarda beyaz renkli bazı lekeler ortaya çıkar. Pigment üretiminin zarar görmesinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, hastalığın gelişiminden sorumlu tutulan en önemli faktörlerden biri ‘otoimmün’ mekanizmadır. Başka bir deyişle, vücudun bağışıklık sisteminin kendi pigment üretici hücrelerini (melanositleri) tehdit olarak görmesi ve bunlara karşı savunma geliştirerek kendi hücrelerini yok etmesidir. Bunun haricinde kansızlık, diyabet, sedef, guatr, stres, güneş yanıkları ve ateşli hastalıklar gibi pek çok nedenin kesin olarak belirtilmemekle bile etken olabileceği düşünülmektedir.

Belli bir nokta aniden beyazlıyorsa dikkat!

Bazı vitiligo türlerinde yalnızca vücudun belirli bir kısmı etkilenirken bazı hastalarda ise lekeler vücut geneline yayılabilir. Hastalığın belirtileri ise genellikle güneş ışığına maruz kalan bölgelerde ortaya çıkar. Bu nedenle Haziran ayına girdiğimiz bu dönemde güneş ile daha fazla temas halinde olan eller, kollar, yüz, boyun, bacaklar gibi bölgelerde hastalığın belirtisi olan beyaz lekelerin görülme olasılığı daha yüksektir.

Derinin yapısına bağlı olarak kadınlarda erkeklere oranla daha kolay fark ettiğimiz, esmer tenli kişilerde de hastalığın fark edilmesinin daha kolay olduğu vitiligonun ilk ve en genel belirtisi, deride belirli bir noktanın aniden beyazlamasıdır. Bazı durumlarda küçük beyaz bir leke zamanla büyüyerek derinin önemli bir bölümünü kaplayabilir. Bununla birlikte vitiligonun bulaşıcı bir hastalık olmadığını, ve görünüm dışında hastalarda herhangi bir fizyolojik soruna neden olmadığını da ekleyelim.

Erken teşhis ve erken tedavi çok önemli

Vitiligo, bazen kimyasal maddeler ile temas sonucunda ortaya çıkabilir, örneğin çamaşır suyu ile el üzerinde vitiligo tetiklenebilir. Derinin eski rengine kavuşmasını içeren vitiligo tedavisinde ise erken teşhis, tedavinin başarısında çok önemlidir. Mutlaka uzman bir hekim tarafından yapılması gereken fiziksel muayene esnasında önce beyaz lekelerin tespit edilmesi gerekir. Lekelerin görünürlüğünü artırmak ve normal ışıkta görülmeyen renk farklılıklarını belirlemek içinse Wood ışığı adı verilen ışıktan faydalanırız. Klinik muayene ve Wood ışığı altındaki inceleme ile tespit edilmesi mümkün olduğu gibi eğer gereklilik görürsek bazı durumlarda deri biyopsisi, patolojik inceleme gibi farklı tanı testlerinden de yararlanırız. Eğer sorun bağışıklık sistemi ise, birtakım kan testlerinin de yapılması mümkündür.

Işık tedavisi ile pigment hücreleri uyarılır

Hastalığın nedeni ne olursa olsun hekim tarafından uygun görüldüğü takdirde cilde doğal rengini vermekten sorumlu olan melanositlerin uyarılmasını hedefleyen ışık tedavisi uygulanabilir. Fototerapi ve excimer lazer tedavisi olarak da adlandırılan ışık tedavisi, melanositlerden deriye rengini veren melanin adlı pigmentin üretimini destekleyerek leke oluşumunun önlenmesi ve mevcut lekelerin yok edilmesine yönelik bir uygulamadır. Vitiligo hastalarında aynı zamanda oksidan stresin azaltılması amacıyla antioksidan takviyeleri de uygulanabilir.

Hastalığın tedavisinde birtakım kremlerden faydalanmak mümkündür. Takromilus ve pimekrolimus içeren veya kortizon içerikli kremler hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan lekelerin giderilmesi ve yeni lekelerin oluşumunun önlenmesi amaçlı olarak kullanılabilir. Fakat tüm bu kremler uzun süreli kullanıma bağlı olarak deride yapısal bozukluk ve farklılaşmalara neden olabileceğinden mutlaka hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

Leke boyutları büyük hastalarda tedavi nasıl olmalı?

Beyaz lekelerin tüm vücuda yayılım gösterdiği ve leke boyutlarının çok büyük olduğu hastalarda tercih edilebilecek bir diğer tedavi yöntemi depigmentasyondur. Bu tedavi ile tüm deri yüzeyindeki pigmentler yok edilerek tüm vücudun beyaz renkte eşitlenmesi sağlanır. Monobenzileter adlı kimyasal ile yapılan bu tedavide oluşan pigment kaybı kalıcıdır ve tedavi yaklaşık olarak 1 yıl sürer.

Vitiligo hastalığı güneşe bağlı olarak leke oluşumunu hızlandırdığından ve beyaz lekeler güneşte kolaylıkla yanabileceğinden hastalar mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanmalıdır. Bu kremler hekimin önerdiği markalara ait ürünler arasından seçilmeli ve yalnızca güneşlenme veya denize girme gibi durumlarda değil, gündüz açık havada bulunulan tüm zamanlarda sürekli olarak kullanılmalıdır. Güneş kremi sürülmediğinde beyaz lekeler güneşte yoğun şekilde kırmızılaşır, bu da daha büyük rahatsızlıklara yol açabilir.

Psikolojik tedaviyi de atlamamak gerekir

Eğer siz de vitiligo hastalığına sahipseniz hekim önerilerine ve tedavi adımlarına dikkat ettiğiniz takdirde hastalığınızın etkilerini büyük oranda ortadan kaldırabileceğinizi bilmelisiniz. Uygulamada vitiligo hastalarımızda dış görünümü istenmeyen şekilde değiştiren bir cilt rahatsızlığı olması dolayısıyla mutsuzluk, özgüven azalması, depresyon ve stres gibi psikolojik sorunları gözlemliyoruz. Bu nedenle vitiligo hastalığına sahipseniz, hastalığa yönelik tedaviye ek olarak psikolojik destek de almanızı bir hekim olarak öneririm.

Selülit tedavisinden nasıl hızlı sonuç alınabilir?

Selülit, biz kadınların özellikle kış mevsiminden çıkıp yaza hazırlandığımız bahar döneminde sıklıkla farkedip, kimi zaman diyet, kimi zaman da sporla üstesinden gelmeye çalıştığımız cilt sorunlarının başında gelir. Selüliti cilt yüzeyindeki çukurlu, portakal kabuğu benzeri görünümü yaratarak estetik görüntüyü bozmasından dolayı ilk etapta cilt problemi olarak tanımlasak da, aslında sorun daha çok kişilerin cildin alt katmanlarında yer alan yağ dokusuyla ilgilidir. Cildin epidermis ve dermis dediğimiz üst katmanlarının altında aşırı miktarda yağ hücresi depolandığında, cilt yüzeyindeki görüntü de değişmektedir. Peki cilt altındaki bu yağın dağılım şeklini neler belirler?

 

Selülitin olası nedenleri arasında hormonal değişiklikler, genetik faktörler, kilo alımı veya kilo kaybı, sağlıksız beslenme, çok fazla oturmak, hareketsiz yaşam tarzı veya sigara kullanımı bulunur. İçinde olduğumuz uzun pandemi sürecinde evde kaldığımız, hatta evden çalıştığımız zamanları hesaba kattığımızda, son zamanlarda kadınların selülit problemiyle biz dermatologların kapısını daha fazla çalmaya başladığına sıklıkla şahit olmaktayız.

 

Kilo alımı selüliti daha belirgin hale getirebilir, ancak bazı zayıf insanların da selüliti vardır. Sağlıklı bir diyet ve egzersiz programı uygulansa da, eğer kadınların vücudundaki yağın dağılım şekli müsaitse, selülite yatkınlık oluşabilir. Yaşla birlikte görülme sıklığı ise daha da artar. Çünkü yaş ilerledikçe cilt incelir, gevşer ve bu da riski artırır. Erkeklerde ise daha nadir olarak selülit görülebilir. Genellikle erkeklerde cilt altındaki yapıların farklı özellikler taşıması ve yağ dokusunun daha az olmasının riski düşürdüğünü söyleyebiliriz.

 

Egzersiz ve sıkılaştırıcı kremler işe yarayabilir mi?

 

Aktif bir yaşam tarzı ve sağlıklı beslenme ile sağlıklı vücut ağırlığını korumak selülit görünümünü minimuma indirmeye yardımcı olabilir. Uyluk ve göbek için kas güçlendirici egzersizler de selülitin göründüğü bölgeleri şekillendirmeye ve belirginliğini azaltmaya yardımcı olabilir.

 

Genellikle hızlı ve önemli kilo kaybının ardından ortaya çıkan gevşek cilt, selülit görünümünün daha belirgin hale gelmesiyle sonuçlanabilir. Bu sebeple yavaş yavaş ve cildin kilo kaybına göre esnemesini olanaklı kılacak bir zayıflama programı önerilir. Bunların yanında cildinize iyi bakmanız, selülit görünümünü azaltmaya yardımcı olur. Örneğin sigarayı bırakmak, cildin daha yumuşak, daha sıkı ve daha elastik kalmasına yardımcı olmak için güneş koruyucu ürünler veya sıkılaştırıcı içerikler ihtiva eden kremler kullanmak etkili olabilir. Çünkü sıkı bir cilt, selülit görünümünü azaltmaya yardımcı olabilir.

 

Bu noktada sporu ve kremleri her ne kadar selülite gidermeye ‘yardımcı faktörler’ olarak nitelendirsek de bunların tek başlarına ‘yeterli olduklarını söyleyemeyiz’. Çünkü selülitli yapıyla mücadele, bu çözüm önerilerine ek olarak yağ hücrelerini yapılandırma tedavilerini gerekli kılar. Özellikle de yaş ile selülitleri oldukça çoğalmış olan ve daha kısa sürede sonuç almayı isteyen kadın hastalarımız açısından durum, daha nokta atışı ve sorunu temelden çözecek teknolojilere ihtiyacı beraberinde getirmektedir.

 

Liposuction’ın bazı durumlarda dezavantajlı olabileceğini unutmayın

 

Selülit tedavisi için bazı kişilerin liposuction yaptırmayı tercih ettiğini görüyoruz. Liposuction sırasında cilde açılan küçük bir kesikten cilt altına yerleştirilen ince bir tüp yardımıyla yağ hücreleri emilir. Ancak tek başına liposuction vücudu şekillendirse de selüliti gidermez ve portakal kabuğu görünümünü daha da kötüleştirebilir. Bunun yanı sıra güvenilir olmayan kişilerce, uygun dozaj aşılarak işlem uygulandığında ne yazık ki ölümle sonuçlanan vakalarla bile karşılaşılabilmektedir. Burada bir hekim olarak, vücudumuz için belirli görevleri olan ve bir organ sayılan yağ hücrelerini yok etmenin olası istenmeyen riskler oluşturabildiğini, bu nedenle yağ hücrelerini tahrip etmeden, onları güvenli ve ameliyatsız olarak küçültmenin en güvenli sistem olduğunu söyleyebilirim.

 

Dünyadaki araştırma ve uygulamalar, 2018 yılında ‘en yenilikçi estetik cihaz ödülü’ne sahip olan Onda Soğuk Dalga Terapisi’nin (Coolwaves) bunu mümkün kıldığını bize gösteriyor. Elektro manyetik dalgaları kullanan dünyadaki ilk ve tek ameliyatsız vücut şekillendirme sistemi olan Onda’nın nasıl çalıştığını ise şöyle aktarabilirim:

 

Onda teknolojisi ile yağ hücreleri eski hallerine dönüyor

 

Tıpta birçok alanda kullanılan mikrodalga enerjisinin ilk kez estetik amaçlarla Onda cihazı ile kullanıldığını ve bunun her şeyden önce bir tıp teknolojisi olduğunu belirtmemizde fayda var. Onda’nın etki mekanizması ise hücreleri yok etmek yerine, bu hücreleri eski hallerine döndürmek esasına dayanıyor. Bu teknoloji ile çalışan tek cihaz olan Onda’nın böylece en büyük farkı, sadece yağ hücrelerini hedef alması, güvenli, etkili ve cerrahi işlem gerektirmeyecek biçimde etki göstermesi…

 

Yağ sıvılaşarak idrar yoluyla vücuttan atılıyor

 

Tüm vücut tipleri ve tüm cinsiyetler için uygun olan Onda sistemi ile yağ hücreleri küçülürken, selülit ve sıkılaşmanın da aynı anda gerçekleşmesi mümkün hale geliyor. Örneğin lokalize yağ tedavisi kapsamında deri altı yağ dokusunda hücre zarında hasar meydana geliyor. Bunun sonucunda hücrelerde sıvılaşarak akışkan hale gelen yağ, idrar yolu ile vücuttan atılıyor. Selülit tedavisinde yağ globülleri arasında bulunan fibröz bantları hedef alarak portakal kabuğu görünümünü ortadan kaldırılıyor. Deri sıkılaştırmada ise deri altında yeni kolajen oluşumu tetikleniyor.

 

Tek seansta ve 10 dakikada yüksek etki sağlanabiliyor

 

Piyasadaki tüm cihazlar deriyi üstten ısıtarak sıcaklığı alt katmanlara iletirken, Onda ise derindeki yağ hücrelerini direkt ısıtır. Uygulamada hedef nokta, sadece iki dakika içinde 50-55°C arası sıcaklığa ulaşmaktadır ve bu sayede derinin üst katmanlarında ciddi bir kayıp yaşamadan hedefe ulaştığı için seanslar 10 dakika gibi kısa süre alabilmektedir. Onda cihazında özel tasarlanmış ve temasla soğutan 2 ayrı patentli başlık olması ise ağrıyı yok denecek kadar azaltmakta ve masaj hissi vermektedir.

 

Tek seansta bile etkisi belli olmaya başlayan Onda’da aynı bölgeye ikinci kez tedavi minimum 4 hafta sonra uyguluyoruz. Hastalarımız ise 4. haftada ise asıl farkı hissetmeye başlıyor. Uygulamaya başlamadan kaç seans tedavi gerektiğini söylememiz mümkün olmamakla birlikte, kişinin yaşam şekli, aktivitesi, beslenme alışkanlığı sonuç üzerinde etki göstermektedir.

Bahar gelirken saç dökülmesine nasıl son verebiliriz?

Kadın ya da erkek hepimizin zaman zaman karşılaştığı saç dökülmesi problemi, özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında artar. Nisan Mayıs ve Haziran ayları ağırlıklı olmak üzere, mevsim geçişlerinde yaşadığımız bu problemin pek çok farklı nedeni olabilir. Bahar aylarında hormonların salgısının değişmesi ve testosteron hormonunun ilkbahar ve sonbaharda genellikle daha yüksek olması, saç dökülmesi ile hormonlar arasında mevsimsel bir ilişki kurulmasını beraberinde getirir. Bunun yanında mevsim geçişlerinde güneşi daha çok görmeye başlamak ve havanın nemlenmesi, saç köklerinin yorgun düşerek seyrelmelerine yol açabilir. Saçların büyüme dönemlerini takip eden dinlenme evresinin yaklaşık 2-3 ay kadar sürmesi ve dinlenme evresini tamamlayan saç köklerinin artık dökülmeye başlaması da genellikle mevsim geçişlerine denk gelebilir.

Bu nedenlerin yanında özellikle ilkbahar ve yaz aylarında yapılan diyetlerin, kimi zaman da bahar yorgunluğunun vücudumuzdaki dengeleri değiştirebildiğini, enerji ve mineral kaybına yol açtığını da hatırlatmakta fayda var. Sizin de gördüğünüz gibi bu kadar çok neden varken, dökülmenin gerçekten mevsim geçişinden mi kaynaklandığı, yoksa başka bir sorundan mı kaynaklandığı konusunda kafanızın karışması gayet normal…

Dökülme 2 haftayı aşarsa bir uzmana başvurmalısınız

Yapılan araştırmalar, saçın gün içinde yıkanma, taranma, çekme ve kırılma gibi faktörlerle 50 ile 100 tel arasında kaybolduğunun belirlendiğini gösteriyor. Bu oranı da sağlıklı bir insanda normal kabul ediyoruz. Buna ek olarak genellikle 1-2 hafta süren mevsimsel saç dökülmesini gayet normal bir durum olarak karşılıyoruz. Ancak eğer mevsim değişimi ile ilgili olduğu düşünülen saç dökülme süresi 2 haftayı geçtiyse mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

Mevsimsel nedenlerden kaynaklanan saç dökülmesi için başka saç mezoterapisi olmak üzere çözüm yollarını önermeden önce Telogen Effluvium dediğimiz saç dökülmesinden de bahsetmek isterim…

Telojen Effluvium’a dikkat

Ortalama olarak bir insanın saç tellerinin yaklaşık % 85 ile % 90’ı aktif olarak büyürken (anajen fazı) diğer kıl kökleri dinlenir (telojen fazı). Bir saç 2- 4 yıl boyunca anajen fazında kalıp daha sonra telojen fazına girerek yaklaşık 2-4 ay dinlenir ve dökülür. Dökülen saçların yerine yeni büyüyen saçlar alır. Telojen Effluvium olan bir kişide, bazı vücut değişiklikleri veya şoklar daha fazla kılı telojen fazına iter. Tipik olarak bu durumda, kılların yaklaşık % 30’u büyümeyi durdurur ve dökülmeden önce dinlenme aşamasına geçerler. Yani Telogen Effluvium’unuz varsa, 100 yerine günde ortalama 300 saç teli kaybedebilirsiniz. Eğer süreç 6 aydan kısa ise bu durum akut Telogen Effluvium, eğer 6 aydan uzun ise kronik Telogen Effluvium olarak isimlendirilir. Telogen Effluvium’un çok çeşitli nedenleri vardır:

1) Mevsimsel olabilir. Özellikle bahar aylarında normalden daha fazla dökülebilir.

2) Kullanmakta olduğumuz ilaçlar; antidepresan, hormonal haplar saç dökülmesine neden olabilir.

3) Sahip olduğumuz bazı kronik hastalıklar; tiroid bozukluğu ve anemi saç dökülmesini tetikleyebilir.

4) Stres saçımızın dökülmesine neden olan önemli faktörlerden bir tanesidir. Genellikle yaşadığımız stresli olaylardan geçirdiğimiz hastalıklardan üç ya da dört ay sonra saçımızda yoğun bir dökülme görebiliriz.

5) Gebelikten üç veya dört ay sonra saç dökülmesinin görülmesi fizyolojiktir. Bazen bu süreç uzayabilir. Kronik hale gelmeden tedavi edilmesi uygun olacaktır.

6) Genetik faktörler saç dökülesinde önemli bir role sahiptir, aile hikayesi burada çok önemlidir.

Kan analizi ve kişiye özel tedavi çok önemli

Saç dökülmesinden şikayetçi olan kişilerde mutlaka kan analizi yaparak bunu tetikleyen bir hastalık var mı diye araştırmak gerekmektedir. Demir, biotin, B12 vitamini, folik asit, D vitamini, çinko ve tiroid hormonları saçımız için önemli olan maddelerdir, bunların eksikliğine de mutlaka bakılmalıdır. Öncelikle vücudumuzda eksik olan maddelerin yerine konması gerekir. Altta yatan bir hastalık varsa mutlaka bunun tedavisi sağlanmalıdır. Nedene yönelik vitamin tedavisi, hormonal ilaçlar ya da saça uygulanabilecek losyonlar başlıca kullandığımız tedavi alternatifleridir.

Bunun yanı sıra deri içerisine Mezoterapi olarak adlandırılan çeşitli vitaminlerin uygulanması oldukça iyi sonuç verecektir. Trombositten zengin plazma uygulaması saç dökülmesinde iyi sonuç veren başka bir tedavi şeklidir. Tedavi iki ya da dört hafta aralıklarla olabilir. Saçın yapısına göre seanslar 3 ya da 6 seans olarak değişebilir. 6 ayda bir ise idame tedavi ile etkinliğin devamı sağlanır.

Saç mezoterapisiyle saçlar canlı ve parlak görünüme kavuşuyor

Saç mezoterapisi saçın sağlıklı büyüyüp gelişebilmesi için gerekli olan vitamin, antioksidan, mineral ve dolaşım düzenleyici maddelerin mikro iğneler ile saçlı deriye doğrudan enjekte edilmesi yöntemidir. Hem erkeklere hem de kadınlara rahatlıkla uygulanabilir. Ürünler yaklaşık olarak 1 cm aralıklarla saçlı deriye enjekte edilmektedir. İşlem öncesinde anestezik krem uygulanabilir, bu sayede uygulama sırasında yoğun bir acı, ağrı hissedilmemektedir. İşlem öncesinde saçlı deri antiseptik solüsyon ile temizlenir, bu nedenle işlem bitiminde saç ıslak olacaktır. En az 8 saat saçın yıkanmaması uygundur. Bu nedenle toplantı, davet planı varsa o gün uygulama uygun değildir.

 

Uygulama sıklığı kişinin şikayetinin yoğunluğuna göre değişebilir. Saç mezoterapisi ortalama 15 gün ara ile  6-8 seans olarak yapılmalıdır. Saç mezoterapisi her yıl bir kür şeklinde uygulanabilir. Bazen aylık destek şeklinde de tedaviye devam edilebilir. Bu sayede saç dökülmeleri durdurulmakta ve yeni daha güçlü saçların çıkması sağlanmaktadır. Saç mezoterapisinin ilk seansından itibaren farklılık hissedilebilmekte, saçlar eski canlı ve parlak görünümüne kavuşabilmektedir. Saç mezoterapisi saç dökülmesini durdurur. İncelmiş, miniatürize olmuş saçların daha kalınlaşmasını sağlar. Tamamen kellik olan bölgede yeniden saç çıkması mümkün değildir.

Saçlarınızı içerden beslemeyi ihmal etmeyin

Keratin ve vitamin bakımından zengin gıdalarla beslenmek, özellikle saç için oldukça faydalı olan E vitamini, folik asit, A ve C vitamini, niasin ve biotin alımını arttırmak gerekmektedir. Saç için yararlı olan vitaminler gıda takviyeleri ve vitamin komplexler yardımıyla da alınabilir. Bu ve benzeri yöntemler yardımıyla saçların içerden beslenmesini sağlayarak onların çok daha güçlü olmasını ve dökülmelere karşı dayanıklı olması sağlanabilir. Mevsimsel dökülmelerin önüne geçmek için, bu dönemde bakım kürlerinizi sıklaştırmanız, saçın besleyici yağlarla dışardan beslenmesini sağlamak, saçların dökülmesini azaltacaktır.

Cildi parlatan ‘Elmas Dolgu’, içeriğiyle uzun süre kalıcı

Yaşımızın ilerlemesiyle yüzümüzde oluşan hacim kaybı, kırışıklık ve sarkmaları pek çok bakım ve mezoterapi uygulamasıyla iyileştirirken, son yıllarda yeni nesil dolgu teknolojilerini de bu tedavilere ekleyerek dermatolojide daha sık uygulamaya başladık. Dolgu yapılmış bir cildi düşündüğünüzde, aklınıza ilk olarak yapay görünen, şiş bir surat geliyorsa, öncelikle yeni nesil dolgu içeriklerinin bu tatsız görüntüyü engelleyici içeriklere sahip olduğunu ve hekim tarafından ideal dozlarda uygulanan bu dolguların cildi temelinden güçlendirmeye yönelik bir işlev de gördüğünü belirtmemde fayda var. Dilerseniz bu noktada dolgunun temel olarak neyi içerdiğini daha detaylı aktarayım.

Özellikle derimiz, eklemlerimiz ve göz sıvımızda doğal olarak bulunan hyalüronik asit miktarı, yaşımız ilerledikçe azalır ve bu azalmaya bağlı olarak yüzümüzde hacim kaybı, kırışıklık ve sarkma oluşur. Hatta cilt doğal rengini kaybeder ve mat bir görünüm alır. Dolgu uygulamasındaki temel uygulamamız da deri içerisine enjeksiyonla uygulanan hyalüronik asit ile cilde kaybettiği esnekliğin, nemin ve parlaklığın yeniden kazandırılmasıdır. Molekül ağırlığının 1000 katı kadar suyu tutma kapasitesine sahip hyalüronik asit bazlı dolgu maddeleri kaybolan hacmi yerine koymakla yetinmeyip aynı zamanda cildin kalitesini de artırırlar.

Hyaluronik asitli krem kullanmak, dolgunun yerine geçer mi?  

Kozmetik sektöründe bugün ciltteki hyaluronik asit miktarını artırmak için pek çok krem ve serum yer alıyor. Bu kremlerin kullanılması cilt bakımı için etkin olsa da bilhassa ileri yaşlarda yeterli değildir, çünkü kremlerin derinin alt tabakalarına ulaşma şansı son derece düşüktür. Hyalüronik asit, derinin içine enjekte edilerek cilt doldurulduğunda ise tıpkı bir harç görevi görerek cildin nem oranını dengelediği gibi komşu yapılar arasında iletişimde de rol alır. Peki, bu tür dolgular arasında son zamanlarda sıkça adını duyduğunuz ‘Elmas Dolgu’ (Hydromax Dolgu) nedir ve nasıl etki gösteriyor?

Elmas Dolgu ile ince çizgiler gidiyor, cilt elmas gibi parlıyor

Dolgu dediğimizde yukarıda değindiğim gibi bazı hastalarımızda yüzde şişme, yapay görünüm veya şekil bozukluğu olabileceği endişesiyle çekinme duygusu yaşanabiliyor. Elmas Dolgu ise bu noktada dolgu çeşitleri arasında yer alan ve deri kalitesini artıran bir dolgu türü olmasıyla dikkat çekiyor. Elmas Dolgu, 12,5 mg IPN-like teknolojisi ile üretilmiş çapraz bağlı hyalüronik asit ve çok güçlü antioksidanlardan biri olan sorbitol içeriyor. Ciltte adı üzerinde, elmas gibi bir parlama yaratan bu dolgu, çapraz bağlı hyalüronik asit içeriği ile daha dayanıklı ve daha uzun süre etkisini sürdürürken buna rağmen şişlik oluşumu yaratmıyor.

Elmas Dolgu uzun süren kalıcılığını neye borçlu?

Çapraz bağlı hyalüronik asit ve çok güçlü antioksidanlardan biri olan sorbitol gibi iki önemli içerikten daha detaylı bahsetmemizde fayda var. Hyalüronik asit içeren dolgular kalıcılıklarını artırmak için çapraz bağ denilen bağlar ile birbirlerine bağlanırlar. Yani çapraz bağlar, dolguların dokudaki kalıcılıklarını belirleyen ana ve en önemli unsurlardan birisidir. Elmas Dolgu’da da çapraz bağlı hyalüronik asit ile dokuda istenen etki sağlanırken, çapraz bağsız üründe cildin nemini sağlar. Bu tür yeni nesil dolguların en önemli özellikleri; yüksek elastikiyet yapısı ile dokuya kolaylıkla uygulanması, az hacimli ürün ile yeterince doku hacminin sağlanması, maksimum su tutma özelliği ile yüksek oranda lifting (gerginlik) etkisi ve uzun ömürlü olmasıdır. Elmas Dolgu içerisindeki kuvvetli antioksidan sorbitol sayesinde ise, çapraz bağlanmış olan hyalüronik asidin hızlı çözülmesini engellerken, aynı zamanda serbest oksijen radikallerinin yıkımını ortadan kaldırır ve böylelikle uzun ve sağlıklı bir etki sağlar.

İnce çizgi görünümünü gideren Elmas Dolgu’da cildin kaybettiği nem geri kazandırılır, ciltte hızlı bir tazelik hissi ve ışıl ışıl bir görüntü ortaya çıkarır. Elmas Dolgu, yaz sonu kuruyan deriyi canlandırmak amaçlı da sık sık tercih edilmektedir.

30 dakikada uygulanıyor, tek seansta bile fark hissediliyor

Cildin altına çok ince iğnelerle veya kanül yardımıyla 0.5 -1 santimetre aralıklarla uygulanan Elmas Dolgu uygulaması, cilt yapısına göre değişkenlik gösterse de maksimum 30 dakika gibi bir sürede bitmektedir. Elmas dolgu işleminden önce bölgeye lokal anestezik krem uygulanır, uygulama alanı antiseptik ile temizlenir. İşlem sonrasında ciltte morarma olmaması için özeli bir krem uygulanır ve kişi ertesi gün işine, normal yaşamına geri dönebilir.

Yüz, boyun, el ve dekolte bölgesi gibi yaşlanma etkilerinin daha çok gözlemlendiği bölgelerde çok hızlı sonuç veren Elmas Dolgu, ciltte tek uygulamada farkı hissettirir. 3 hafta arayla 3 seans olarak uygulanması ideal olan Elmas Dolgu’da 1 seans yapıp 3’er aylık sürelerin de uygulandığı örneklerimiz yer alıyor. Seans aralığını ve işlemin dozunu hastalarımızın yaşı ve ciltlerindeki tahribat belirliyor.

Erkekleri genç ve fit yapan 7 dermatolojik tedavi

Geç yaşlanmanın, fit ve dinç kalmanın, günümüzde ağırlıkla kadınlara yönelik bir ihtiyaç ve ilgi alanı olduğu algısı yaygınsa da özellikle son yıllarda erkeklerin de aynı amaçlarla biz dermatologlara başvurduğunu gözlemliyoruz. Günümüz iş yaşamının kadınlar kadar erkeklere yüklediği ‘geç yaşlara kadar mesleğini yapabilme’, ‘genç ve dinamik’ olma beklentisi, erkekleri daha çok kendilerine bakmaları yönünde harekete geçirdi. Son 5 yılda dermatolojide yaşanan teknolojik gelişmelerin daha kısa seanslarla, acısız ve ameliyatsız uygulamaları gündeme getirmesi ise erkeklerin bu konuya olan eğilimini yükseltti. Bugün artık çok kısa süren seanslarla kliniğimizden mutlu ve kendine güvenerek ayrılan pek çok erkek hastamız mevcut bulunuyor. Peki erkeklerin bu konudaki hassasiyetleri neler ve en çok yöneldikleri dermatolojik uygulamalar hangileri, şöyle aktarabilirim:

Erkeklerin yaşlanma belirtilerini azaltırken çok göze batmak istemediklerini, özellikle erkeksi ifadelerini kaybetmeden, estetik yaptırdıkları algısını oluşturmadan doğal uygulamalara yöneldiğini görüyoruz. Bugünkü teknolojiyle ve uzman hekimler tarafından uygun doz kullanılarak uygulanan tedaviler, erkek hastaların bu ihtiyaçlarını önemli ölçüde karşılıyor. Erkek hastalarımızın en çok tercih ettiği uygulamaları, botoks, dolgu, lazer epilasyon, saç mezoterapisi, bölgesel incelme, antiaging ve dermapen gibi cilt uygulamaları olarak sıralayabiliriz.

  • ‘Botoks’ erkeksi ifadeyi bozmayacak şekilde yapılıyor

Genellikle alın kırışıklığını kaşlar arasındaki dikey kaş çatma çizgilerini ve kaz ayağı denen çizgileri yok etmede kullanılan botoks, artık erkeklerde de oldukça popüler ve en sık tercih edilen uygulama olarak öne çıkıyor. ‘Brotox’ olarak adlandırılan erkeklere özel botoks tedavisi, kadınlardan farklı olarak alın bölgesi, göz altı torbalanması ve gülme kaslarına uygulanıyor. Burada dikkat ettiğimiz nokta ise yüzdeki erkeksi ifadeyi koruyacak şekilde planlayarak uygulamamızdır. Brotox uygulamasının her erkeğin karakteristik yüz yapısı ve yüz ifadelerine göre özel olarak planlanması gerekmektedir. Mimiklerde donma, yüzde şaşkın ve komple gergin bir ifade oluşturulmaması çok önemlidir. 10-15 dakika gibi kısa sürede gerçekleştirilebilen botoks işleminden sonra hastalar günlük yaşamlarına kolaylıkla devam edebilir. Alanında uzman hekimler tarafından yapıldığında hiçbir şekilde botoks belirtisi olmadan, doğal, sağlıklı, fit ve enerjik bir görünüme sahip olunabilir.

Burada hatırlatmak isterim ki, botoks bugün sadece kırışık gidermede kullanılmıyor, tıbbi birçok tedavide kullanılıyor. Migren ağrısına neden olan noktalara yapılan enjeksiyonla ağrıların sıklığı ve yoğunluğu kontrol edilebiliyor. Terleme tedavisinde de özellikle erkekler koltuk altı ve avuç içi bölgesi için botoks yaptırmayı tercih ediyor. Uyurken dişlerini sıkan ve gıcırdatan hastalar için de botoks tedavisi uygulanıyor. Çene köşesine enjekte edilen enjeksiyonla çiğneme kasları gevşetiliyor. Bu tür tedavilerde de botoks kullanılıyor olması erkeklerdeki önyargıyı kırmaya ve botoks tedavilerine olan güvenin artmasını sağlıyor.

  • Yüzde asimetri varsa ‘dolguyla’ düzeltilebiliyor

Mimikler sırasında oluşan çizgiler botoks tedavisi ile giderilebilirken, yerleşmiş çizgiler için dolgu uygulamaları gerekebilmektedir. Dolgu maddeleri cildin içine veya derinlerine enjekte edilir, suyu çeker ve cilde hacmini geri kazandırırlar. Erkeklerde hyalüronik asit bazlı dolgu maddeleri, genelde kırışıklıkları gidermek ve yüzdeki hacmi arttırıp düzenlemek için kullanılıyor. Dolgular, en az acıyla 30 dakika veya daha kısa sürede rahatlıkla yapılabiliyor. Daha erkeksi güçlü, keskin elmacık kemikleri ve çene hatta çene hattı dolgu uygulaması ile elde edilebiliyor. Dolgu uygulamaları aynı zamanda dudakların dolgunlaştırılması, çene hatlarının belirginleştirilmesi, asimetrilerin düzeltilmesi ve hatta uygun hastalarda burun estetiği amacıyla da kullanılmaktadır. Hemen günlük yaşantıya dönülebilmesi uygulamanın avantajlarından biri.

  • Acısız, soğutmalı lazer epilasyon: Soprano Platinum

Erkeklerde kaş arası, kulak, burun içi, göğüs, sırt gibi bölgelere uyguladığımız lazer epilasyon, yüz, göğüs veya sırt gibi bölgelerdeki istenmeyen tüylerin giderilmesi için hızlı ve etkili bir çözüm sunar. Lazer epilasyonun etkili olması için birden fazla kez, genellikle erkeklerde 8-12 kez gerçekleştirilmesi gerekir. Yaklaşık 30-60 dakika süren uygulama sonrası hasta günlük hayatına devam edebilir.

Kliniğimizde bu alandaki son teknolojiyi barındıran Soprano Platinum Ice Plus cihazımız soğutma sitemine sahip olmasıyla özellikle erkek hastalarımızın rahatsız olabileceği ‘acı’ duygusunu minimize ediyor. Bu gelişmiş soğutma sistemi cildi tüm uygulama boyunca soğutur, serinletir ve yan etki riskini minimuma düşürür. Lazer epilasyon seanslarının masaj konforunda geçmesini sağlayan bu sistem neredeyse tamamen ağrısızdır.

  • Dökülen saçlar için çözüm ‘saç mezoterapisi ve PRP’

Saç mezoterapisi, erkeklerin en önemli problemlerinin başında gelen saç dökülmesinde oldukça sık kullanılan, etkili bir tedavi yöntemidir. Saç mezoterapisi saçın sağlıklı büyüyüp gelişebilmesi için gerekli olan vitamin, antioksidan, mineral ve dolaşım düzenleyici maddelerin mikro iğneler ile saçlı deriye doğrudan enjekte edilmesi yöntemidir. Ürünler yaklaşık olarak 1 cm aralıklarla saçlı deriye enjekte edilmektedir. İşlem öncesinde anestezik krem uygulanabilir, bu sayede uygulama sırasında yoğun bir acı, ağrı hissedilmemektedir. İşlem öncesinde saçlı deri antiseptik solusyon ile temizlenir, bu nedenle işlem bitiminde saç ıslak olacaktır. En az 8 saat saçın yıkanmaması uygundur. Bu nedenle toplantı, davet planı varsa o gün uygulama uygun değildir.

 

Ortalama 15 gün ara ile  6-8 seans olarak yapılması gereken saç mezoterapisi, her yıl bir kür şeklinde uygulanabilir. Bazen aylık destek şeklinde de tedaviye devam edilebilir. Bu sayede saç dökülmeleri durdurulmakta ve yeni daha güçlü saçların çıkması sağlanmaktadır. İlk seansından itibaren farklılık hissedilen saç mezoterapisi, saç dökülmesini durdurur, tamamen kellik olan bölgede ise yeniden saç çıkması mümkün değildir. Saç PRP (Platelet Rich Plasma) uygulaması ise kanda bulunan trombosit denen onarıcı hücre bakımından zengin plasmanın saç derisine uygulanmasıdır. Hastanın kendi kanından elde edilen trombosit bakımından zengin serum saç dökülmesinin yoğun olarak yaşandığı bölgeye enjekte edilir.

 

  • Meşgul erkekler için öğle arasında ameliyatsız anti-aging: Clearlift

‘Öğle tatilinde, ağrısız acısız yüz gençleştirme tekniği’ olarak da nitelendirilen ClearLift Lazer, ameliyatsız yüz gençleştirmede kullanılan bir lazer teknolojisi ve bu yönüyle yoğun çalışan erkek hastalarımız için de uygun olan bir tedavi… Derinin alt dokularında gerçekleşen ClearLift Lazer, ciltte yüzeyindeki epidermise zarar vermeden işlem yapılan bölgede binlerce gözle görülemeyecek kadar minik, mikroskobik delikler açarak kontrollü bir onarım ve kolajen üretimi sağlar. Derinin 3 mm altına kadar ısı verdiği için uygulamadan önce bölgeyi uyuşturmak gerekmez ve cildin onarımı üst yüzeye zarar vermeden gerçekleşir. Uygulamalar yaklaşık 20 dakika sürer. Uygulama sırasında sadece sıcaklık hissi algılanır. Tedavi çok hızlıdır ve hemen normal yaşantınıza dönebilirsiniz. Uygulamadan önce bir ön hazırlığa ya da anesteziye gerek yoktur.

  • Göbekte 10 dakikada bölgesel incelme Onda ile mümkün

Özellikle bel ve göbek bölgesinde biriken yağlardan şikâyetçi olan erkek hastalarımız için Onda Soğuk Dalga Terapisi ile bölgesel incelme sağlayarak çözüm buluyoruz. Onda, yüksek frekanstaki elektromanyetik dalgaları kullanıp ilk uygulamadan itibaren yağ hücrelerini tahrip ederek, onları güvenli ve ameliyatsız olarak küçültebilen tek sistem. Piyasadaki tüm cihazlar deriyi üstten ısıtarak sıcaklığı alt katmanlara iletir. Onda ise derindeki yağ hücrelerini direkt ısıtır. Uygulamada hedef nokta, sadece iki dakika içinde 50-55°C arası sıcaklığa ulaşmaktadır ve bu sayede derinin üst katmanlarında ciddi bir kayıp yaşamadan hedefe ulaştığı için seanslar 10 dakika gibi kısa süre alabilmektedir. Özel bir teknoloji ile üretilmiş başlık içerisindeki soğutma sistemi sayesinde tedavi uygulanan kişi ağrı veya acı hissetmemektedir.

  • Kimyasal peeling, dermapen erkek cildini de yeniliyor

Kimyasal peeling, cilt tonu ve dokusunu iyileştirmek için cilt hücrelerinin en üst katmanını soyan bir kozmetik yüz uygulamasıdır. Yaklaşık 30 dakika süren kimyasal peelingte cilt tahrişi ve kızarıklık en sık görülen yan etkilerdir ancak genellikle 24 saatten daha az sürer. Dermapen ve leke tedavileri yine kliniğinizde cilt sorunları olan erkek hastalarımıza uyguladığımız tedaviler arasında yer alıyor.

Örneğin dermapen, ucunda çok sayıda milimetrik iğne bulunan bir cihazla, cilt yüzeyinde yüzlerce mikroskopik kanal açan, böylece cildin kendi, doğal iyileşme mekanizmasını başlatan mikro iğneleme yöntemidir. Açılan bu kanalların her biri deride bir yara gibi algılanır. Cilt bu yaraları kapatmak için o bölgede kan dolaşımını artırıp, çeşitli büyüme faktörleri salgılayarak kendini onarmaya çalışır.

Botoks etkisi veren gençlik ışıltısı: Facebotolift

Uzman hekimler tarafından uygun dozlarda, doğru bölgelere, doğru şekilde yapıldığında hiçbir yan etkisi olmayan ve mimik çizgilerini rahatlatarak derin kırışıklıkların oluşmasına engel olan botoks (botulinum toksin) uygulaması, hastalarımızın çoğu tarafından çekinmeden tercih ediliyor. Sık sık botoks uygulaması yaptırmak istemeyen, ancak botoks aralarında, tıpkı botoks gibi etki edecek bakımlar, son yıllarda oldukça popüler…

Ameliyatsız gençleşme tedavileri arasında yer alan, yeni nesil mezoterapi teknikleri yani derinin alt tabakasına hekimler tarafından ilaçlar, vitamin, mineral, antioksidan maddeler, amino asit ve hyaluronik asit karışımlarının farklı kombinasyonlarla enjekte edildiği tedaviler, son dönemlerde kişileri canlı ve bakımlı tutan önemli uygulamalarımız arasında yer alıyor.

Hedefimiz cilt kalitesini ‘ifadeyi bozmadan’ sağlamak

Özellikle 35 yaş ve üzerindeki hastalarımız, hormonal etkiler, stres, mental yorgunluk gibi nedenlerle artan mimik kırışıklıkları ve sarkmalarla karşılaşabildikleri gibi kimi zaman da büyük problemleri olmasa bile sert, asık ve yorgun ifadeden rahatsız olabiliyor. Cilt kalitesini ameliyatsız yüz gençleştirme uygulamalarıyla artırmakla temel olarak hedeflediğimiz nokta ise, uygulama sonrasında yüze daha genç ve dinamik ifadelerin ‘kişideki temel ifadelerin korunarak’ verilmesi. Yani doğal bir yenilenme olması…

Dolgu, botulinum toksin ve cihaz uygulamalarının etkinliğinin uzun sürmesi ve cildimizdeki kolajenin tetiklenerek bu uygulamalara olan ihtiyacı geciktirebilmek amacıyla gerçekleştirdiğimiz yeni nesil mezoterapi işlemlerinden biri ise son dönemde popüler hale gelen Facebotolift (İspanyol Gençlik Işıltısı)

İçeriği kas gevşetici GABA, peptit, hyaluronik asit ve C vitamini!

Facebotolift, içeriğinde C vitamini, yüksek molekül ağırlıklı hyaluronik asit ve beş farklı peptit içeren Liftimax Kollajen dışında kasın kasılmasını engelleyerek, mimik çizgilerini gevşeten ve güçlü bir botoks benzeri etki gösteren GABA’ya (kas gevşetici) sahiptir. Yüz, boyun ve dekolteye uygulanabilen Facebotolift, dolayısıyla alın, kaş arası ve göz çevresi bölgeleri başta olmak üzere yüzde botoks etkisiyle çizgilerde azalma sağlanmasını hedefler. Uygulama içeriğindeki peptitlerin konsantrasyonu yüksek ve iyi dengelenmiş olup kırışıklıklara karşı görünür bir etki yaratmaktadır. 

İlk seanstan itibaren lifting etkisi sağlar

Facebotolift uygulamasının içeriğindeki özel ajanlar ile ilk seanstan itibaren nem ve parlaklığın yanı sıra lifting etkisi de sağlar. Düzenli yapılan uygulamalar ile ince kırışıklıklarda da azalma gösterir. Yaz sonunda ortaya çıkan güneş maruziyetine bağlı oluşmuş ciltteki mat ve kuru görünümü tedavi etmede yardımcıdır. Bu uygulamanın önemli avantajlarından biri de işlemin kısa sürede yapılabilmesi sonucunda iş ve sosyal hayata hızlı dönüş imkânı sağlamasıdır.

Facebotolift’i kişiler ihtiyaç hissettikçe tekrarlatabilir. Uzun süreli etkinlik için 2-3 hafta ara ile 3 seans yapılması tavsiye edilir. Özellikle 35 yaş üstü kadın veya erkekler başta olmak üzere, cilt kalitesinin artması istenen yaş gruplarında tercih edilebilir.   

 Aşırı terlemeye 30 dakikada son veren tedavi!

 Aşırı terlemeye 30 dakikada son veren tedavi!

 

Dermatolojide ‘hiperhidrozis’ olarak adlandırdığımız aşırı terleme sorunu, günlük hayatımızda hem bireysel açıdan hem de ikili ilişkilerimizde bizi rahatsız edebildiği gibi topluluk içinde yaşarken çoğu zaman mahçup da edebilen, kötü hissettiren bir rahatsızlık… Koltuk altı ve ayaklarda yaşandığında kötü kokuya sebebiyet veren terleme sorunu, ellerde yaşandığı zaman ise el sıkışırken, yazı yazarken, sınavda kalemi tutarken veya araba kullanırken yarattığı ıslaklık nedeniyle sorun yaratır. Kıyafetlerde kol altlarında ter lekeleri, sürekli nemli avuç içleri, ıslak ayaklar başlıca şikayetler olurken, sosyal ve spor aktivitelerden kaçınma başlar ve bütün bunlar hastaların yaşam kalitesini ileri derecede olumsuz etkiler. Çözüm için pudra, krem, roll-on veya spreyleri deneyen ancak sadece kısa süreli olarak sonuç alabilen kişilerin imdadına ise kalıcı çözüm olarak özellikle son yıllarda ‘terleme botoksu’ yetişiyor.

 

Terleme botoksunun bu noktada nasıl hızlı ve kalıcı bir çözüm yarattığına geçmeden önce, neden aşırı terliyoruz gelin yakından bakalım…

 

Sadece yazın karşılaşılan bir sorun değil

 

Bölgesel aşırı terleme yani hiperhidrozis olan kişilerde koltuk altı, el ve ayaklarda normalden 4-5 kat fazla ter üretilir. Bu kişilerde beyinden sinir uçlarına giden, terlemeyi yöneten uyarılarda aşırı duyarlılık, yani fazla çalışma söz konusudur. Hastaların ter bezlerinin yapı ve sayısı normalken, bezlerin çalışmaları aşırı olmaktadır. Bu yönüyle aşırı terleme, ağırlıkla yaz dönemi sorunu gibi görülse de, kışın kat kat giyinmek ve kapalı alanlarda bulunmak sorunu tetikleyen etkenler arasında yer alır.

Vücudun ısısını belli bir dengede tutmak için gerekli olan fizyolojik bir durum olan terlemenin ‘aşırı’ olmasının nedeni, kimi zaman kalıtımsal olarak kimi zaman da hastalık, heyecan, korku, utanma ya da aşırı stresli durumlardan kaynaklanabiliyor. Tiroit bezlerinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezlerinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz ve bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan ilaçlar aşırı terlemeye yol açabiliyor.

Koku dışında mantar ve egzamaya da sebep oluyor

 

Ayaklardaki aşırı terleme, kötü koku nedeniyle çevreye rahatsızlık verdiği gibi ayak ve tırnaklarda mantar gelişimine de zemin hazırlarken, aşırı terleyen deride, nemli ortamı seven tüm mikroorganizmalar kolayca yerleşir. Bakteriler çoğalarak çıbanlara sebep olur, elde ayakta siğiller sık görülür. Ayrıca ter asit yapıda olduğundan deriyle uzun süren teması tahrişe neden olur, deri alerjenlere daha duyarlı hale gelir, egzemalar oluşabilir.

Botoks ile 4 hafta sonra terlemede % 75 azalma sağlanıyor

Kol altı ve eldeki terlemenin tedavisinin başında botulinum toksin yani botoks gelmektedir. Botulinum toksin uygulaması ile ilgili bölgede ter oluşumuna neden olan bazı sinirler etkisiz bir hale geleceği için terin üretilmesi ve dışarıya atılmasının önüne geçilmiş olur.

 

İşlemden önce uygulama yapılacak bölgeye anestetik krem sürülebilir. Ardından enjeksiyon yapılacak bölge, 1.5-2 cm aralıklar ile işaretlenir ve her noktaya enjeksiyon yolu ile botulinum toksin uygulanır. İşlem ortalama 30 dakika sürer ve etkisi ise ortalama 7-10 gün içerisinde hissedilmeye başlanmaktadır. İlk botulinum toksin uygulamasından 4 hafta sonra terlemede % 75 oranında azalma olduğu tespit edilmiştir.

 

Vücudumuzdan toksinleri % 98 idrar yolu ile atıyoruz

 

Koltuk altı terleme tedavisinde botulinum toksinin önemli bir yan etkisi bulunmamakla birlikte en sık karşılaştığımız soru, ‘Terlemeyi engellemek zararlı değil mi?’ oluyor. Bu sorunun sorulmasının esas nedeni, vücudumuzdan tüm toksinleri terleyerek attığımızı düşünmemizdir. Uygulamanın zararlı olmamasının nedeni de vücudumuzdan toksinleri % 98 idrar yolu ile atmamızdır. Kol altı, tüm vücut terlemesi bunun sadece % 2’sini oluşturmaktadır.

 

Yılda 1 kez uygulama, kişileri büyük ölçüde rahatlatıyor

 

Hastalarımız kontrole geldiğinde, aşırı terleme alanlarına iyot-nişasta testi yaparak terleme alanlarını ve terleme şiddetini ölçebiliyoruz. Bu kapsamda terleme test alanına iyot solüsyon ya da castor oil sürüyoruz. Sonrasında aynı alana nişasta uyguluyoruz. 10 dakika beklendiğinde aşırı terleme alanlarını mavi-siyah renkte gözlemliyoruz ve gerekli bölgelere ek uygulama yapıyoruz.

 

Tedavinin etkisi 6-9 ay gibi uzun sürer, dolayısıyla tedavi yılda 1 kez bile uygulansa kişiyi büyük ölçüde rahatlatmış olur. Terleme sebebi ile günlük aktivitede ve sosyal hayatta sıkıntı yaşayan kişilerin, tedavi sonrası terlemenin azalması nedeni ile özellikle psikolojik olarak rahatladıklarını net olarak söyleyebilirim. Bununla birlikte gebe ve emzirenlere, 17 yaş altındakilere, bazı antibiyotikleri kullanmakta olanlara, kas hastalığı olanlara ise bu tedaviyi uygulamıyoruz.

Ciltte en tatmin edici tedavi biçimi: ‘Kişiye özel kombine tedaviler’

Günümüzde dermatolojide teknolojik alanda geliştirilen pek çok yeni cihaz ve tedavi biçimi, bugün cilt sorunlarıyla gelen pek çok hastamızın çözüm arayışında etkili. Bu noktada cihazların güvenilirliği, emniyeti, yeterliliği ve kalitesi kadar, onu kullanan hekimin bilgisi, cilt tipini önce nasıl bir analizden geçirdiği, ne dozlarda ve ne sıklıkla tedavi uyguladığı ise kritik seviyede önemli. Bugün ne yazık ki pek çok güzellik salonunda uzmanlık bilgisine erişmeyen, liyakat sahibi olmayan kişilerin yeterince hijyenik olmayan ortamlarda, sadece hekimlerin uygulaması gereken tedavileri gerçekleştirdiğini görüyoruz. Oysa mesleki yeterlilik, en az tedavi aracı olan cihazın güvenilirliği kadar önemli ve hatta onun da üzerinde bir kavram.

Uzmanlık bilgisinin öneminin üzerinde bir hekim olarak durmamın bir nedeni de, herhangi bir cilt rahatsızlığı şikayetiyle kliniğinize gelen bir hastanın öncelikle şikayetinin gerekçelerini iyi anlamanın, gereksinimleri iyi okuyup en doğru tedavi planını çıkarmanın, çözüme giden yolun en belirleyici adımı olması… Ancak seçilen tedavi veya tedavilerin kaç seans ile yapılacağını, uygulanan ilaç, botox veya dolgunun kişi için en ideal olarak ne dozda uygulanacağını, kişinin cilt hassasiyetine bağlı olarak alabileceği ve alamayacağı tedavileri ‘uygulayıcı olarak’ iyi öngöremezseniz, bugün televizyonlarda haberlere de konu olan ‘güzellik veya estetik faciaları’ haberlerini görmeye devam etmemiz ne yazık ki kaçınılmaz.

Kişiye katma değeri 1+1= 5 bile olabiliyor

Bu noktada her kişinin yüz, deri ve yaşlanma özelliklerinin o kişiye özgü olduğunu anlamamızda fayda var. Hastanın cilt tipi, genel sağlığı, kullandığı ilaçlar, yaşı, beslenmesi ve daha önce yapılan işlemler, gerekli tedavi reçetesini yazmak için biz dermatologları yönlendirir. Bu reçetede ise her zaman tek bir tedavi biçimi üzerinden gitmeyebiliyoruz. Hangi tekniğin hasta için uygun olduğu, tek veya çok seanslı olup olmaması, seans aralıkları ve mevsimsel özelliklerini dikkate alarak, bu reçetede birden fazla tedavi biçimini belirliyoruz. Kişiye göre hazırlayacağımız kombine tedaviler, sonuçtaki başarıyı ve hasta memnuniyetini ikiye katlıyor. Hatta buradaki katma değer bazen 1+1=2 değil, sonuç 3 veya 5 bile edebiliyor.

Kişiye özel kombine tedaviler nasıl planlanıyor?

Klasik bir kombine tedavi algoritmasından bahsetmemiz ise mümkün olmuyor. Çünkü tamamen kişiye özel, kişinin cilt tipine, sorununun boyutuna, psikolojisine, şikayetlerine ve tabii ki bütçesine göre değişen bir algoritma üzerinden, hastamızla birlikte karar veriyoruz ve kişiye özel bir reçete hazırlıyoruz. Bu noktada hastalarımızın şikayetleri çok önemli. Bazen kişinin cildi sarkmış ama bir tek leke sorunu nedeniyle tedavi almak isteyebiliyor. Bu noktada kişilerin isteklerini dikkate alarak bütüncül bir bakış açısıyla yönlendiriyoruz, örneğin mimik çizgileri için botox, ileriki dönemlerde çizgilerin kalıcı hale gelmemesi için her daim uyguladığımız bir tedavi.

Hastalarımız bazen bir tedaviyi ısrarla almak istiyorsa fakat cildine çok uygun değilse, neden uygun olmadığını gerekçeleriyle birlikte anlatıyoruz. Burada hasta-doktor ilişkisinin güven esasına dayanması ve kişilerin birtakım taleplerinin tedaviyi uygulayan açısından suiistimal edilmemesi; hem hastaların cilt ve ruh sağlığı için hem de dermatolog veya uygulayıcı diğer uzmanların mesleklerinin etik açıdan sürdürülebilirliği açısından son derece önemli.

Sarkmış ciltler için hangi kombinasyonlar var?

Kombine tedaviler, kişiye özel değişmekle beraber, her sorun için öngördüğümüz genel bazı kombinasyonlardan da bahsedebiliriz. Örneğin sarkmış bir cilt için, önce fokus ultrason, ardından ip askı, kaybolan hacim için hyaluronik asit dolgu önemli tedavi kombinasyonları arasında. Ardından cilt kalitesi için skin boosterlar uygulanabiliyor.

Lekeli ve akneli ciltler için kombine tedaviler nasıl?

Leke için mutlaka önce medikal tedavi, ardından lekenin tipine göre IPL, baby face, Q switch ND yağ lazer kombinasyonları çok etkili oluyor. Bazı lekeler inatçı olabiliyor, bu kombinasyona ek olarak kimyasal peeling, PRP ve mezoterapi uygulayabiliyoruz.

Akne söz konusu olduğunda ise önce medikal tedavi, ardından cilt bakımı ve kırmızılık için lazer tedavisi uygulanırken ardından izler için fraksiyonel lazer, iğneli radyofrekans, PRP uygulamaları, daha önce de belirttiğim gibi kişinin ciltteki sorununun ve iyileşme seviyesine göre değerlendirilerek bir kombine tedavi haline getirilebiliyor.

Örneğin akne izleri için birkaç seans Fraksiyonel Lazer uyguladığımız bir kişiye birkaç ay Altınigne uygulaması yaptık. Kişide iyileşme düzeyi yeterli olunca sadece bölgesel olarak gitmeye karar verdik. Bunun tersi olduğunda örneğin, iyileşme düzeyini takip ederek daha farklı bir tedaviye geçebiliyoruz. Böylece tatmin düzeyi kaçınılmaz biçimde artıyor.

Gülen, sağlıklı gözler için gençleştirici 3 farklı tedavi!

Göz çevremizde bazen yaşa bağlı olarak, bazen de doğru bakımları uygulamamamız nedeniyle genç yaşta kırışma, çizgilenme, torbalanma, kararma, halka oluşumları, göz altlarında morluk ve göz kapaklarında ödem gibi çeşitli problemler oluşur. Bazen de kişilerin kalıtımsal özelliklerine bağlı olarak ten rengine ve cilt yapısına bağlı olarak koyuluklar görülebilir. Göz altı bölgesindeki derinin ince ve hassas olduğunu göz önüne alırsak, aslında bu bölgede yapısal olarak torbalı görüntü ve morlukların oluşması, kolay deformasyon görülmesi dermatologlar olarak çok sık rastladığımız cilt problemlerinin başında gelmektedir.

 

Uzun süre bilgisayara bakarak gözleri yormak, göz bozukluğu olduğu halde gözlük kullanmayarak gözleri sık sık kısmak, yazın güneş gözlüğü kullanmayıp güneşe maruz bırakmak, kalitesiz kozmetik ve bakım ürünleri kullanmak, yoğun göz makyajı yapmak ve makyajı temizlememek, eğer tütün ve alkol de tüketiminiz varsa yukarıda saydığım problemleri yaşamanız kaçınılmaz. Ancak dermatolojik4 farklı tedavi ile bu alanda oldukça tatmin edici sonuçlar elde ediyoruz. Bunlar, göz altı ışık dolgusu, göz altı mezoterapisi, toksin uygulaması ve fraksiyonel Lazer uygulaması… Bu 4 tedaviden birini kişinin göz çevresi probleminin yoğunluk derecesine göre seçerek, bazen de eğer problem çok yoğun ise kombineli bir şekilde uygulayarak çok etkili sonuçlar almamız mümkün oluyor.

 

1. Göz altı dolgusu çöküklüğü ve yorgunluğu giderir

 

 Göz altına hyaluronik asit kullanarak yapılan ve ‘Işık dolgusu’ olarak tanınan gözaltı dolgusu, göz altında meydana gelen çöküklüğün giderilmesi amacı ile uygulanır. Göz altında hacim kaybı olduğunda daha yorgun bir ifade ortaya çıkar. Alttaki damarlar daha belirgin hale gelir, göz altında mor, kırmızı renk değişikliği oluşur. Bu bölgeye yapılacak dolgu uygulaması meydana gelen bu değişikliğin hafifletilmesini sağlar.

 

Göz altı ışık dolgusu için kullanılan dolgunun içerisinde hyaluronik asite ek olarak 8 aminoasit, 3 antioksidan, 2 mineral, 1 vitamin ve lokal anestezik bulunmaktadır. Göz altı hacim kaybından kaynaklanan kararmanın giderilmesi ve hastaya daha dinlenmiş, daha gençleşmiş bir görünüm vermek için uygulanır.

 

Doğru ürün ve doz uygulaması göz altı dolgusunda kritik!

 

Işık dolgusu çok revaçta olmasına rağmen, eğer doğru bir hekim tarafından uygulanmazsa, sık sık problemle karşılaşılabilecek bir işlemdir. Doğru ürün seçimi yapılmaması, yanlış doz uygulanması ya da doğru methodla uygulama yapılmaması hastaya faydasından çok sıkıntı yaratabilir. Uygulama esnasında yoğun, sert dolgu kullanımından, fazla dolgu kullanarak düzeltmeden kaçınmak gerekir. Zaman içerisinde hyaluronik asit su tutacağı için volüm artışı olacaktır. Eğer fazla dolgu uygulanırsa dışarıdan belirgin, mavi refle veren bir şişliğe neden olabilir. Bu gibi durumda hyaluronidaz enzimi ile dolguyu eritmek gerekebilir. Tüm bu nedenleri göz önüne aldığımızda yavaş yavaş temkinli şekilde doldurmanın daha güvenli olduğunu söyleyebilirim.

 

Morarma ve ödem sorunu kanül ile daha az

 

İşlem yaklaşık 30 dakika sürer ve uygulama ucu künt, delici olmayan kanül adı verilen ince uzun bir alet ile yapılır. Tek noktadan anestezi uygulanır ve buradan giriş yapılarak dolgu göz altına uygulanır. İşlem sonrası enjeksiyon yapılan bölgede morarma, ödem gelişebilir. Kanül ile yapılan uygulamada morluk olasılığı daha düşük olmaktadır.

 

İşlemin kalıcılığı ise yaklaşık 18-24 ay kadardır. Süre bitiminde tekrar uygulanabilecek göz altı dolgusunda bazı kişilerde yapılan dolgu daha geç eridiği için daha uzun surede tekrarı yapılabilir. Bazı hastalarda tek seans yeterli olmaz ise yapılan ilk seanstan bir süre sonra bir miktar daha rötuş uygulaması yapılabilir. Bazı hastalarda da uygulamadan 3-4 ay sonra ikinci bir uygulama gerekebilir. Uygulamada işlemin hemen sonrasında bir fark görülmekle birlikte; tedavinin sonucu tam olarak 3 hafta sonrasında görülür. İşlem sonrasında normal günlük aktiviteye devam edilebilir.

 

2. Göz kapağında sarkma ve elastikiyet kaybı için YouLaser

 

Dermatolojide dual atımlı lazer, dalga boyu ile eş zamanlı olarak cilt yüzeyini ve cilt altını etkileyebilen, cilt yüzeyini yenileyen, ameliyatsız yüz germe ve cilt yapısının gençleştirilmesinde FDA onaylı yüksek teknolojik bir sistemdir. YouLaser MT tedavisi ise, dual atımlı, en yeni teknoloji ile üretilmiş fraksiyonel hibrid bir lazerdir. Ameliyatsız gençleşmede oldukça popüler hale gelen uygulamada farklı iki dalga boyunda ışık aynı anda kullanıldığında derinin yüzeysel ve derin katmanlarında kollajenizasyon yapımı uyarılır. İki dalga boyu birlikte uygulandığında yan etki olasılığı azalırken; etkinlik artar. Karbondioksit lazerde tedavi sonrası görülebilen deride koyu renkli lekeler; YouLaser MT ile neredeyse sıfıra yakındır.

 

Gözenek tedavisinden cildin farklı bölgelerindeki sorunlara kadar pek çok yerde kullanım alanı olan YouLaser MT’nin göz çevresindeki etkisi ise göz kapağında sarkma ve elastikiyet kaybını gidermesidir. İşlem soğutucu eşliğinde uygulandığı için anestetik krem ihtiyacı olmamaktadır. Tolere edemeyen kişilerde anestetik krem uygulanabilir. İşlem sonrası 30 dakika soğuk uygulama yapılır. Tedavi uygulanan kişi bir hafta süre ile onarıcı krem kullanır. Dışarı çıkacağında güneş koruyucu krem kullanılması gerekir. Birkaç gün yüzde kızarıklık ve şişlik olur. Atış yapılan bölgelerde mikro kabuklar oluşur ve maksimum yedi günde tamamen normale döner. Tedavi sonrası etkinlik aylar içerisinde artış gösterir. Akut dönemde değişiklik olsa da tam olarak düzelme 6’ncı ayda tamamlanır. Tedavi sıklığına hastanın ihtiyacı, beklentisi, deri tipi değerlendirilerek hekim tarafından karar verilir. Üç ayda bir uygulanacak tedavi ile iyileşme değerlendirilerek tedaviye devam edilir.

 

3. Göz canlandırma kokteyli ile mezoterapi

Göz çevresini aydınlatma ve yenileme için geliştirilen mezoterapi urunleri bulunmaktadır. içeriğinde hyalüronik asit, Ruscus, C vitamini, Argirelin ve antioksidanlar yer alır ve bu içerik göz çevresindeki mikro dolaşımı ve elastikiyeti artırarak güçlü bir tonik ve drenaj etkisine sahiptir.

 

Morlukların, torbaların, ödemin alındığı ve ince kırışıklıkları açan mezoterapi urunu çok ince uçlu iğnelere sahip olan enjeksiyonlar ile yapılıyor. Bu aşılamanın dozu dermatologlar olarak biz belirleriz. Doz, hastanın göz çevresindeki deri yapısı, ten rengi, problemlerin derecesi ve hastanın yaşı temel alınarak hesaplanır. Bu tedaviden sonra göz çevresinde hafif kızarıklıklar, noktasal ödemler oluşabilir. Bu yan etkiler 1 gün içinde hafifler ve yavaşça kaybolur. Tedavinin seanslarından sonra güneşten korunmak ve 1 gün göz makyajı yapmamak, uygulama alanını ovuşturmamak ve sıcak su ile yıkamamak önemlidir. Bunların yanı sıra ilk seansta bile olumlu etkiler gözlenir.